Bloğumun Hikayesi

İlk adımlarım…

2009 yılının başında hayatıma biraz renk katmak amacıyla bu bloğu hayata geçirdim. O dönemde adres olarak Türkçe ad-soyad-com.tr hiçbir kişisel sitede bulunmadığı için buna öncülük etmek istedim ama kısa sürede buna pişman oldum. İnternet tarayıcıları başta olmak üzere hemen hemen hiçbir platform Türkçe karakterleri desteklemediği için insanlar muratyıkılmaz.com.tr adresini ASCII karşılığı olan xn--muratyklmaz-4zbb.com.tr olarak görüyordu ve bu da pek hoş bir görüntü değildi. Yine de, adresten çok içerik önemli diyerek yazmaya başladım.

Bloğumu ilk olarak, o dönemde oldukça ilgi duyduğum şifreleme ve güvenlik konularında kaynak oluşturmak amacıyla açmıştım. Sonrasında yazdıkça açıldım ve alarak alınımı genişletip günlük hayatımda ilgimi çeken, dikkate değer bulduğum her şeyi yazmaya başladım.

Biraz popüler olmak…

Bloğumda yazdığım ilk yıllarda sosyal ağlar Türkiye’de yeni yeni yaygınlaşmaya başlıyordu. Birçok insandan farklı olarak internet dünyasının içerisinde olmam bu sosyal ağlarda boy gösteren ilk insanlardan olmamı sağladı. Blog yazarları olarak özellikle FriendFeed ve Twitter’ı aktif olarak kullanıyorduk. Bu durumun en büyük artısı, şuydu: Twitter henüz Türkçe bile değildi ve Türk kullanıcılar yeni yeni üye oluyordu. Hesaplarını oluşturduklarında onlara takip etmeleri için önerilen ilk hesaplarsa, daha önceden üye olmuş biz internet meraklılarıydı…

Şimdi dönüp baktığım zaman, internet dünyası üzerine yazdıklarım haricinde sosyal olarak aslında çok da dikkate değer içerikler üretmiyordum. Günlük olarak yaşadıklarımı anlatıyor, aşk yazılarımı paylaşıp duruyordum ama yukarıda da bahsettiğim gibi, çok fazla insan bizleri takip ediyordu ve alternatifimiz yoktu. O dönemde Pucca’lar, HBBA’lar bile henüz meşhur olmamıştı…

Iverson’ın Twitter’ında bir Türk…

Ben kendi kendime bloğumda yazıyor, okuyanlar ve insanların bıraktığı yorumlarla mutlu oluyorken, 2010 yılında bir gün gazetelere ve internet sitelerine (Radikal, Milliyet) haber oldum. Bu haberlerin yayınlandığı gün bu bloğa kaç kişinin girdiğini hiçbir zaman öğrenedim; o gün sunucu çökmüştü. Ertesi gün ise bloğum 10.000’in üzerinde ziyaretçi almıştı. Bir süre sonra ise düşerek 3.000 civarında sabitlendi. Yani bu 18 yaşında bir gencin yazdığı bu bloğu günde 3.000 kişi okuyordu. Bununla beraber Twitter hesabım da dolup taşmıştı.

Bir de o dönemlerde Beyazıt‘ın hazırladığı harika Anarşik Çocuk temaları vardı. Şimdi düşünüyorum da, o yıllarda bir blog için gerçekten dikkate değer tasarımlardı. Ben tasarımlarda Bart Simpson karakterini kullanırdım, bloğumun mottosu ise “Yüzyılın En Dingil Bloğu” olmuştu.

Zamanla…

Bir şeylerin farkına vardım. Büyüdüğüm için miydi, başka bir sebepten miydi hâlâ karar veremiyorum ama sanırım biraz daha olgunlaştım. Kendi içimde yaşamayı öğrendim ve bu ilgiden rahatsız olduğumu fark ettim. Tüm sosyal medya hesaplarımı kapattım, sıfırladım. Bu kararım konusunda zaman zaman gelgitler yaşasam da, şundan emindim; anı hissederek yaşamak, paylaşmak için yaşamaktan çok daha güzel bir histi.

Yaşadığım bir olay bu hislerimi pekiştirdi. 4 Ağustos 2013 Roger Waters İstanbul Konseri‘nde, sahnenin en önünde, elimde telefonla hem konseri kaydediyor hem de dinliyordum. Etrafıma baktığımda herkesin aynı şeyi yaptığını fark ettim ve kendi kendime “ne yapıyorum ben?” diye sordum. O anda telefonu cebime koyup bağıra bağıra çalan parçaya eşlik etmeye başladım.

Şimdilerde…

İlk olarak paylaşmayı değil, yaşadığım şeylerden keyif almayı düşünüyordum. Yaşadığım her şeyi paylaşmayı bıraktım ve kişisel hayatıma dair tüm eski yazılarımı kaldırdım. Yalnızca keyif aldığım, hoşuma giden şeyleri ve aklıma takılanları paylaşmaya başladım. Mümkün olan en sade tasarımla, içeriğe odaklanıyorum. Çok daha açık ve basit bir amacım var: Biriken düşüncelerimi ve sevdiğim çalışmaları paylaşıyorum.

Artık blog okuyan pek kalmadı. Video bloglar popüler oldu ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla çok daha magazinel içerikler üreten siteler ortaya çıktı. Yine de ben yazının gücüne inanıyorum. Hala okumayı seven birilerinin olduğunu biliyor ve gelecekte kendim dönüp okuyabilmek için yazıyorum.