Milk (2008)

San Francisco’daki Castro isimli mahalle, 1970’li yılların başında bir işçi semtiyken, o yıllardan günümüze kadar LGBT hareketinin ve politik aktivizmin en önemli merkezlerinden birisine dönüşmüş. Dünyanın en büyük eşcinsel mahallesi olarak adlandırılan bu bölgede yaşayanlar, son 50 yılda Amerika’da ve dünyada eşçinsel haklarının kazanılmasında büyük işler başarmışlar.

1970’li yılların Amerika’sında, sıradan bir mahallenin nasıl böylesine büyük bir aktivist merkezine dönüştüğünün hikayesi ise çok önemli bir isimle, Harvey Milk ile başlıyor. 1972 yılında New York’taki hayatından kaçarak buraya taşınan Milk, kırklı yaşlarının başında eşcinselliğini gizleyerek yaşayan bir bireyken, LGBT’nin ve aktivizmin sembol isimlerinden birine dönüşmüş.

Hayatında yeni bir sayfa açan Milk, sevgilisi Scott Smith ile beraber Castro Camera isimli bir mağaza açarak bu bölgede özgürce yaşamak isterken, ikilinin eşçinsel olması, bölgenin diğer mağaza sahipleri tarafından meslek birliklerine kabul edilmelerine engel olur. Bunun üzerine Milk, bu bölgedeki eşcinsel nüfusun fazla olmasına güvenerek politik eylemciliğe soyunur ve kendi meslek birliğini oluşturur.

Homofobik olmayan herkesin destek verdiği bu birlik, kuruluşundan itibaren LGBT bireyleri ve destekçileri için bir kalkınma projesine dönüşür. Bölgede bu birliğe üye olan mağazaların müşterileri çoğalırken, birliğe üye olmayan mağazalar kısa sürede batmaya ve kapanmaya başlar. Bunla beraber, Castro Camera’da bölgeye gelen eylemcilerin, çocukların, evsiz gençlerin sığınağına dönüşmektedir…

Harvey Milk (Sean Penn) & Scott Smith (James Franco)

Bir araya gelen bu kadar dışlanmış birey, kısa sürede sayılarını ve güçlerini fark etmeye başlarlar. Çeşitli boykot eylemlerine katılarak büyük başarılar sağlamalarında Milk’in payı oldukça büyük olur. Kitleyi bir araya toplamayı, etkilemeyi ve yönlendirmeyi başaran Milk, LGBT haklarını savunmak amacıyla şehir denetçisi olarak siyasete atılır.

Üç kez seçim kaybetse de, kendisini destekleyen kitle ile beraber yılmadan çalışmalarına devam eder ve 1977 yılında, dördüncü kez girdiği seçimleri kazanarak belediye meclisine seçilen ilk eşcinsel politikacı olur. Bu LGBT bireyleri için çok büyük bir başarıyken, Harvey Milk için Amerika’daki tüm homofobik gözlerin bir anda üzerine dönmesi anlamına gelir.

Cleve Jones (Emile Hirsch)

11 ay görevinde kalan Harvey Milk, bu süre içerisinde bir başka şehir denetçisi olarak Dan White ile çeşitli siyasi çekişmeler yaşar. Bir süre sonra kişisel ticari girişimleri için şehir denetçiliğinden istifa eden White, işlerinin batmasının ardından yeniden göreve dönmek ister ancak kabul edilmez. Bunun üzerine, 27 Kasım 1978’de silahla girdiği belediye binasının içerisinde Belediye Başkanı George Moscone’u ve Harvey Milk’i vurarak öldürür.

Harvey Milk, kısa süreli siyaset hayatına rağmen, ölümünün ardından LGBT bireyleri ve aktivistler için bir sembol haline gelmiş. Bir araya getirdiği kitle onun ardından da, anısına çok büyük eylemlere imza atmışlar. Castro mahallesi ise, bu kitlenin bir araya geldiği ve dünyaya açıldığı kapı olmuş.

Harvey Milk’in ilham verici, mücadele ile dolu hayat hikayesi 2008 yılında yönetmen Gus Van Sant tarafından Milk filmiyle beyaz perdeye aktarıldı. 2009 Akademi Ödüllerine 8 dalda aday olan, en iyi orjinal senaryo ve en iyi erkek oyuncu ödüllerini kazanan filmde, Harvey Milk’e usta oyuncu Sean Penn hayat vermişti.

Filmde, Emile Hirsch, James Franco ve Alison Pill gibi sevdiğimiz isimler de canlandırdıkları eşcinsel karakterler ile başarılı oyunculuklar sergilediler. Özellikle James Franco’yu Scott Smith rolünde görmek epey şaşırtıcı bir deneyimken, Emile Hirsch’in canlandırdığı Cleve Jones karakterinin dışlanmışların vücut dilini harika bir şekilde yansıtması epey dikkat çekiciydi.

Sean Penn’in tüm zamanların en iyi başrol oyunculuklarından birisine imza attığını düşündüğüm film ile Harvey Milk, ölümden 30 yıl sonra da dışlanmış bireylere ilham vermeye devam etti ve bu mücadelesi 2009 yılında Barack Obama tarafından verilen Özgürlük Madalyası ile onurlandırıldı.