Woodstock (1970)

1969 yılının Ağustos ayında, New York’un Bethel kasabasında, gelecek kuşaklardaki müzikseverlerin, hippilerin ve barış yanlısı insanların orada olabilmeyi dileyeceği büyük bir olay yaşandı. Vietnam Savaşının umutsuzluk etkisinden kaçan 500 bine yakın yakın genç, o yılların ikon sanatçıları eşliğinde “3 Gün Boyunca Barış ve Müzik” için bir araya geldi…

Organizatör dörtlü John Roberts, Joel Rosenman, Michael Lang ve Artie Kornfeld, 1969 yılında o güne kadarki en büyük rock festivalini düzenlemek için bir araya geldiklerinde, hedefleri hükumetin baskısından bunalan 50.000 ila 100.000 arası genci festivalde bir araya getirmekti. Karşılaştıkları en büyük sorun ise, bu kadar kişiyi ağırlayabilecek büyüklükte bir alan bulamamalarıydı.

Ekip festival alanı konusunda birçok girişimde bulunsa da, kimse ülkenin dört bir yanında Vietnam karşıtı protestolar düzenleyen hippileri 3 gün boyunca ağırlamak istemiyordu. Son olarak Walkill yakınında buldukları alan için de benzer sorunla karşılaşıp sahne izni alamadıklarında, alternatif arayışlara girdiler ve Bethel yakınlarındaki bir mandıranın arazisini kiraladılar. Max Yasgur adında bir çiftçi, 50.000 dolar karşılığında 2,5 dönümlük arazisini festival için kiralamaya gönüllü olmuştu. Festival alanı değişse de, organizatörler ismini değiştirmemeye karar verdiler ve Bethel’de yapılan festival tarihe Woodstock olarak geçti.

Takvimler Ağustos ayınının gösterdiğinde, büyük bir çoğunluğunun bileti dahi olmamasına rağmen sisteme karşı çıkan ve farklı bir hayat tarzı arayan gençler festival alanına akın ediyordu. Kasaba halkı, organizatörler, sanatçılar ve orada bulunan herkes büyük bir şaşkınlık içerisindeydi. Kısa sürede 189.000 bilet satılmasına rağmen durumun bundan çok daha fazlasını gerektirdiği ve bunun da imkansız olduğu ortadaydı. Bethel’e 500 bine yakın genç akın etmişti ve yolların kapanması sebebiyle kasabaya asla ulaşamayacak olan bir o kadar insan daha vardı.

Festivalde Joan Baez, Carlos Santana, Grateful Dead, Creedence Clearwater Revival, Janis Joplin, The Who, Jefferson Airplane, The Band, Jimi Hendrix gibi bugün bile adını duyduğumuzda nefesimizin tutulduğu birçok isim sahne aldı.

Organizatörler kısa süre içerisinde zarar etmek pahasına biletlerin iptal edildiğini ve dileyen herkesin alana girebileceğini açıkladılar. Çitler yıkıldı ve gençler alana akın etti. 3 gün süren etkinlik boyunca yağan yağmura, kasabadaki yiyecek stoğunun tükenmesine ve çeşitli sağlık sorunlarına rağmen festivalin akışını bozacak hiçbir olay yaşamadı. 17 Ağustos 1969 Pazar günü öğleden sonra alanı kiraya veren çiftçi Max Yasgur sahneye çıktığında topluluk hakkında şu sözleri söyleyecekti:

Hayatımda bir alan içerisinde gördüğüm en büyük insan grubusunuz, bu kadar fazla kişi olacağını tahmin etmemiştik ve siz dünyaya yarım milyon gencin eğlence ve müzik için bir araya gelebileceğini kanıtladınız.

Michael Wadleigh yönetmen koltuğuna oturduğu Woodstock belgeseli 1970 yılında gösterime girdi. Festival günlerinde çekilmiş görüntülerden oluşan ve En İyi Begesel Ocarına layık görülen film, hem Woodstock festivaline hem de hippilerin o dönemki yaşamlarına ışık tutuyor. Canlı performansların yanı sıra gençlerle ve çevrede yaşayanlarla yapılan röportajlar,  belgeseli yalnızca müzikseverlerin değil, o döneme merak duyan herkesin izlemesi için değerli kılıyor.

Woodstock’ta gençler müzik dinledi, çamurda yuvarlandı, uyuşturucu kullandı, eğlendi ve en önemlisi de Max Yasgur’un dediği gibi barış içerisinde yaşanabileceğini kanıtladı. Siz de bu tarihi anın görüntülerine tanık olmak isterseniz, festivalin 25. yıl dönümü için özel olarak hazırlanan Director’s Cut baskısını izlemenizi tavsiye ederim.

Hayalimdeki Müzik Grubu

Eski bir arkadaşımla karşılaşıp, aradan yıllar geçmemiş gibi müzik sohbetine dalmıştım ki, birden bana “hayalindeki müzik grubunda kimler olurdu?” diye bir soru yöneltti. Aniden gelen soruya şaşırmışken, benim gibi hazırcevap birinin düştüğü durumu görüp epey neşelendi ve böyle bir şeyi daha önce hiç düşünmediğimi anlayıp baskı yapmaya başladı.

Bir yandan soruyu geçiştirmeye çalışıyor, bir yandan da aslında hoşuma giden soruya kafamda hızlı bir cevap arıyordum derken halimden hoşnut kalıp soruyu cevaplamam için üç kural koydu: yaşayan müzisyenlerden seçim yapacaksın, bir gruptan iki kişi seçmeyeceksin ve 5 dakika süren var.

Son zamanlarda sıkça dinlediğim için aklıma ilk gelen isim “Father, Flea and Holy Spirit” esprisiyle beraber Flea oldu. Hemen arkasından Metallica’dan Cliff Burton ve The Who’dan John Entwistle aklıma düşse de ikisi de ölü olduğu için Flea seçimimi kilitledim. Continue reading

Kısa Kısa – 2

Nobel ödüllerinin açıklanmaya başladığı bir haftadan merhabalar, edebiyat ödülünün sahibini bulmasını merakla bekliyorum. 13 Ekim’de açıklanacak olan Nobel Edebiyat Ödülünün bu yılki en büyük favorisi yine Haruki Murakami olarak görünüyor. Suriyeli şair Adonis ve Amerikalı yazar Philip Roth da bu yılki diğer önemli adaylar olarak tahminlerde yer alıyor. Philip Roth‘un eserlerini pek okumadığım ve tahmin konusunda çoğu zaman ters köşeye yattığım için bu seneki ödüller konusunda bir tahminde bulunmaktan kaçınacağım. Nobel ödülleri hakkında ayrıntılı bilgi almak ve kazananları görmek isterseniz nobelprize.org‘u ziyaret edebilirsiniz.

roadies-dizisiRoadies, bu yılın başlarında haberini aldığım ve heyecanla beklediğim bir diziydi, o zamanlar bu heyecanımı Showtime’dan Yeni Dizi: Roadies başlıklı yazımda paylaşmıştım. 13 Haziran’da pilot bölümü ile Showtime’da başlayan dizi, 10 bölümlük harika bir sezonun ardından 28 Ağustos’ta sezon finali yapmıştı.

Kelly Ann, Donna Mancini, Wesley, Phil gibi karakterlerine aşık olduğum dizinin yeni sezonu için bir yıl nasıl bekleyeceğimi düşünürken, Showtime’dan beklenmedik bir iptal kararı geldi ve dizi ikinci sezon onayını alamadı.

Bir sezonda sona eren diziler listesine katılsa da, Roadies’in izleyicileri için bambaşka bir dizi olduğunu, herkes için ayrı bir anlam taşıyan dizilerden olduğunu söylemeliyim. Mesele bana, The All Night Bus Ride bölümüyle Lynyrd Skynyrd’ı tekrar tekrar sevdiren dizi oldu.  The City Whose Name Must Not Be Spoken bölümüyle The Who’yu, The Load Out bölümüyle Eddie Vedder’ı ilk defa tanıyormuşum gibi sevdim. Bu yüzden, önce sizlere, sonra da barda tanıştığım her insana bu bir sezonluk diziyi önereceğim. Roadies, gelecekte Freaks and Geeks’in ardından bir sezonda gönüllere taht kuran ikinci dizi olarak hatırlanacak. Continue reading

Limp Bizkit – Behind Blue Eyes (Efsane Coverlar #14)

Parçanın orjinali The Who‘nun 1971 yılında çıkardığı Who’s Next albümünde yer alıyor. Bu cover ise, Limp Bizkit‘in 20003 yılında çıkardığı Results May Vary albümünden. Henüz The Who diye bir grubun varlığından haberdar olmadığım o yıllarda, Limp Bizkit’in yeni albümünü Blue Jean dergisiyle tanımıştım. Bu coverını da tesadüf eseri dinlemiş ve bayılmıştım. The Who ile tanışmam da bu cover sayesinde, ilk dinlediğimden epey bir zaman sonra olmuştu. Continue reading