Her Şey Dahil

İstiklal’in başında, tramvay durağında oturmuş insanları inceliyorum. Durağın sol tarafında bir japon fotoğrafçının tramvay giderken peşinden koşmaları için sokak çocuklarına para verdiğini görüyorum önce. Fotoğrafçı ve çocukların hayatları üzerine kafamda birçok şey kurduktan sonra yavaşça yeni hedefime kilitleniyor gözlerim. Bir başka fotoğrafçının isimsiz bacakları da kadrajında bırakarak rayları fotoğraflamasını izliyorum bir süre. Tam sıkılıyorum dediğim anda bir kestanecinin tutturduğu tanıdık bir ritim geliyor kulağıma; bir kafkas müziğine ait oldukça eğlenceli bir ritim. Maşanın tahtaya vuruşuna bakarak hatırlamaya çalışıyorum ama çıkaramıyorum müziği. Sıkılıyorum, “boşver” diyorum ve devam etmek için kafamı çeviriyorum…

İnsanları inceleyen insanı inceleyen bir insan duruyor karşımda. Tepesinde “İstiklal Caddesi” yazan tabelanın bulunduğu mavi direğe yaslanmış bana bakıyor. Saçlarını ve alnını örten kapşona sahip siyah paltosu dalgalanıyor hafif rüzgârda. Ağır olduğu belli olan çantasını desteklediği siyah elini kaplayan yırtık eldivene takılıyor önce gözüm. Sonra diğer elinde sıkıca tuttuğu bir kartiviz görüyorum, “yer soracak herhalde” diyorum içimden. Haklı çıkıyorum, yamalı pantolonuyla uyumlu spor ayakkabılarına geldiğimde harekete geçiyor ayakları…

Sanki az önce bana bakan insan o değilmiş gibi, on saniye boyunca onu inceleyen ben değilmişim gibi rahatça yanıma oturuyor.  Bir süre umursamazca sağa sola baktıktan sonra elindeki kartla oynamaya başlıyor. Dayanamıyor sonunda, derin bir nefes alıyor ve bana dönerek beklediğim soruyu soruyor. Aslında beklediğim sorudan daha basit bir soru soruyor. Basit sorusunun cevabından önce aksanını süzüyorum beynimde, filmlerden pek tanıdık gelmeyen bir aksanı var;  ten rengiyle birleştirerek “kuzey afrika” olmalı diyorum. Kafamı çevirip en doğal yüz ifademi takınarak cevap veriyor, tramvayın tünele gittiğini söylüyorum. Bir saniye duraklıyor, “tam tahmin ettiğim gibi” dercesine rahatça kafasını sallıyor ve teşekkür ettikten sonra boşluğa bakmaya devam ediyor. O bir saniyelik duraklamadan istediği cevabı alamadığını anlıyorum. Sormaya devam edebilmesi için oldukça sıcak bir sesle “önemli değil” diyor ve “nasıl yardımcı olabilirim?” dercesine suratına bakmaya devam ediyorum. Tekrar bana dönüyor yüzünü. Birkaç saniye suratıma baktıktan sonra nereli olduğumu soruyor. Cevabımı aldıktan sonra da cevaptan oldukça  memnun bir şekilde kafasını sallayarak kendisinin de Mısır’lı olduğunu söylüyor. Ona ayak uydurmak için ben de kafamı sallıyorum. Gülümsüyor. Elinde sıkıca tuttuğu o kartı göstermesi için yeterli güvenli vermiş olacağım ki, kartı uzatarak nasıl gidebileceğini soruyor sonunda…

Kart yabancı bir isme ait, adres ise daha önce duymadığım bir plaza. Bilmediğimi söylüyorum, gülüyor. Bu sefer saniyeyle değil, saniselerle yakaladığım bir hayal kırıklığıyla önüne dönerek boşluğa bakmaya devam ediyor. Garip hissediyorum bir an. Ne yapacağımı bilemiyorum. Saatime bakıyorum, telefonumla oynuyorum. Konuşmak için arkadaşımı arıyorum ama o da telefonu açmayınca bu sıkıntılı adamla konuşmaya devam etme kararı alıyorum. İlk gördüğüm andan itibaren sormak istediğim o soruyu sorduğumda başlıyor hikayesini anlatmaya: “neden buradasın?”

Masud, Asvan’da iyi bir hayatı olan profesyonel bir tiyatro oyuncusuymuş. Yazın katıldığı bir çekiliş sonucunda “her şey dahil” 20 günlük Türkiye tatili kazanmış. Bu Türkiye’deki 12. günüymüş aslında. 10 gün Antalya’da çok keyfili zaman geçirmiş ve ardından bir önceki sabah İstanbul’a gelmiş. Asıl hikayesi de burada başlıyor Masud’un, yani İstanbul’da. İstanbul’a geldiğinde ilk süprizle karşılaşmış Masud, “her şey dahil” dedikleri İstanbul tatili için gezi parası alınacağı söylenmiş kendisine. Yanında çok parası olmadığı için de İstanbul’daki tek tanıdığından, çok yakın bir aile dostundan para istemek için dün sabah yola düşmüş. Tüm gün süren aramasının ardından bulamadığı garip isimli plazayı ve adamı unutup kaldığı otele dönme kararı almış sonunda. Ama burası İstanbul tabii, “her şey dahil” bu tatile.

Dönüşte Galata Kulesi civarında önünü kesip parasını istemişler Masud’un. Karşı koymaya çalışınca döverek almışlar ve hatıra olarak eline derin bir kesik bırakmışlar. Derdini anlatmış. Polisler pasaportunun ve diğer evraklarının çalınmadığını öğrenince cebine 50TL koyup otele bırakmışlar Masud’u. Hızsızları aradıklarını ve kendisine haber vereceklerini de söylemişler tabii. Ama Masud girememiş o otelin kapısından. O garip isimli adamı ve plazayı aramaya çıkmış tekrar. Tüm gün umutsuzca her yerde aramış. Şimdi ise kendisini dövüp parasını alanları bulma umuduyla Galata Kulesi’ne gidiyormuş.

Hikayesini bitirdi Masud. Sonuna kadar hiçbir şey demeden dinlemiştim, diyecek bir şey de gelmiyordu aklıma; “gitme!” demek dışında tabii. Onu da desem ne olurdu ki, dinlemezdi beni. Ben diyecek bir şey düşünürken tramvay gelmiş, sol tarafta yolcularını boşaltıyordu. Sona gelmiştik artık. O da bir şey diyemeyeceğimi anlamış olsa gerek, yeniden boşluğa daldı. Tam kendimi toparlayıp bir şeyler söylemek için ağzımı açıyordum ki, elini cebine atıp cebini karıştırmaya başladı. Biraz bozuk para çıkarttı cebinden. Tramvay için ne kadar gerektiğini sordu. 1.5 TL’yi avucunun diğer köşesine ayırmamla ayağa kalkıp kestaneciye doğru yürümesi bir oldu. Duygusal bir film izler gibi adımlarını izliyordum sadece. 4.5 TL’ye kestane aldı, hiçbir şey olmamış gibi geldi ve yanıma oturdu tekrardan. Gözlerim dolmuş, boğazım düğümlenmişti…

Tramvay tam önümüze gelmiş, yolcu almaya başlamıştı sonunda. Az önceki şeyleri hiç yaşamamışız gibi, gülerek suratıma baktı. Gülümsemesi kahkahaya dönüştü, uzun bir kahkaha attı. Kahkahası bitince de kestane uzattı bana. Bir kestane alıp ağzıma atmamla cevap veremediğim son cümlelerini kurması  bir oldu.

Merhaba. Ben Asvan’dan Masud. Ben profesyonel bir tiyatro oyuncusuyum.

Hareket eden tramvaya atladığında ağzımda kestaneyle aptalca onu izliyordum. Vatmana kağıt para uzattı ve camdan dostça gülümsedi bana. Kestaneyi zorlukla yuttum. Sonunda her şeyi tam olarak anlamıştım. Yüzümde aptal bir gülümsemeyle veda ettim Masud’a. Tramvay yavaşça uzaklaşmaya başladı. Ardından koşan sokak çocuklarıyla beraber tabii…

Bir Cevap Yazın