I, Tonya – Ben, Tonya (2017)

1973 yılında, yoksulluğun hüküm sürdüğü Doğu Portland’da, Tonya Harding isimli üç yaşındaki bir kız çocuğu, fiziksel ve sözlü olarak şiddet gördüğü annesi tarafından buz patenine yönlendirilir. Annenin amacı, onun yetenekli olduğunu düşündüğü bu alanda başarı göstermesi ve içinde bulundukları durumdan kurtulmasıdır. Bu amaç uğruna, bir süre sonra küçük kızı okulundan da uzaklaştırır. Küçük Tonya için buz üzerinde kaymak, yapmayı bildiği ve yapmak zorunda olduğu tek şey haline gelir.

Antrenörü Diane Rawlinson ile yıllar boyunca durmak bilmeden çalışan Tonya, genç yaşına rağmen teknik anlamda Amerika’nın en iyi figür patencilerinden birisi olmayı başarsa da, tarzı, kostümleri ve performanslarında seçtiği müzikler sebebiyle katıldığı yarışmalarda jüriden hak ettiği puanları alamaz. O şiddete ver sertliğe alışkın, rock müzik dinleyen, parası olmadığı için kostümlerini kendisi dikmek zorunda kalan bir yarışmacıdır; ancak buz paten jürisi için puan kriterlerinden birisi de zarafet ve şıklıktır.

Kaybettiği bir yarışmanın ardından, geç de olsa bu durumun farkına varan Tonya, hayatında arka arkaya büyük değişiklikler yapar. İlk olarak kendisine zarar veren annesinden uzaklaşır. Hemen arkasından 15 yaşında tanıştığı, tıpkı annesi gibi kendisine şiddet uygulayan erkek arkadaşı Jeff Gillooly ile evlenir ve üç yaşından beri beraber çalıştığı antrenörünü bırakarak yeni bir antrenör ile çalışmaya başlar…

16 Şubat 1991 tarihinde katıldığı ulusal müsabakada, programında yer alan Üçlü Axel Atlayışı sebebiyle tüm gözler onun üzerindedir. Figür Pateni dalında oldukça zor olan bu hareket, o güne kadar hiçbir bayan sporcu tarafından Amerika’da düzenlenen yarışmalarda yapılmamıştır. Performansına başladığı anda, salondaki herkesin üzerinde büyük bir heyecan vardır.

Tonya Harding, buz pateni kariyerinin tanımlayıcı anı olan bu atlayışı başarıyla tamamlar. Jüri üyelerinden aldığı tam puanlarla ulusal şampiyon unvanının sahibi olur ve 1992 Kış Olimpiyatları’nda ülkesini temsil etmeye hak kazanır. Ancak her şeyin olumlu yönde değişeceğini düşündüren bu kırılma anı, onun hayatındaki en önemli olayın başlangıcı olur.

Hayatında ilk kez kazanan tarafa geçen Tonya’nın bu başarısı hem kendi üzerinde hem de eşi üzerinde büyük bir etki yaratır. Evliliğinde sorunlar baş gösterir ve ciddi şiddet problemleri yaşar. 1992 kış olimpiyatlarında Üçlü Axel Atlayışını başarıyla tamamlayamaz. Düşüşte yaşadığı denge problemi sebebiyle puanları kırılır ve olimpiyatları 4. sırada tamamlar.

Ülkesine döndüğünde yaşadığı problemler artarak devam eder. Beklediğinin aksine, olimpiyat dördüncüsü olmak büyük bir ün getirmez. Okul okumamıştır, iş bulmakta güçlük çeker. Hayatına devam edebilmek için buz patenini bırakarak garson olarak çalışmaya başladığı sırada, eski antrenörü Diane Rawlinson erkene alınan 1994 Kış Olimpiyatların için yeniden pistlere dönmesini ister.

Tam bu nokta Tonya Harding’in hikayesini ilk kez öğrenenler için en önemli kırılma noktasıdır. Pozitif düşünürsek onun yeniden pistlere dönüp bir efsaneye dönüştüğünü ve sayısız kez olimpiyat şampiyonu olduğunu, negatif düşünürsek, feci bir kazaya kurban gidip kariyerinin en parlak döneminde öldüğünü öğrenmek isteriz. Gerçek ise çok saçma, ancak çok çarpıcı bir olaylar dizisidir.

Tonya örnek bir milli sporcu imajı çizmek için eşiyle arasını düzeltir. Aynı şeyi annesiyle de dener ancak başaramaz. Yüksek bir motivasyonla Olimpiyatlar için puan toplamaya devam ettiği sırada, önemli bir yarışma öncesinde ölüm tehdidi alır ve piste çıkamaz. Kendisinin başına gelen bu olaydan bir süre sonra da spor dünyasının yıllarca konuştuğu, hâlâ unutulmayan o büyük olay yaşanır.

Tonya’nın en büyük rakibi Nancy Kerrigan, Detroit’teki bir antrenman sonrasında saldırıya uğrar. Dizine aldığı darbeler sonucunda ağır yaralanır. FBI tarafından yürütülen soruşturmada tutuklanan iki saldırgan, azmettirici olarak Tonya’nın eşi Jeff Gillooly‘yi ve onun yakın arkadaşı (aynı zamanda Tonya’nın koruması) Shawn Eckhardt‘ı hedef gösterir.

Bu ikilinin karıştığı kesin olan olayda, bir süre sonra Tonya Harding de şüphelilerden birisi olur. FBI onun saldırıya karışmasa da saldırıdan haberdar olduğunu düşünmektedir. Kendisini kurtarmak için itirafta bulunan Tonya ise, saldırı planından haberi olmadığını, yalnızca tehdit mektupları gönderileceğini bildiğini söyler ve eşini suçlar. Jeff ise Tonya’nın saldırıdan haberdar olduğunu söylemektedir.

Yargılanması Olimpiyatlar sebebiyle ertelense de Lillehammer’da düzenlenen olimpiyatlarda, düşük moral ve motivasyonu sebebiyle oldukça başarısız bir performans sergiler. Üçlü Axel Atlayışını yapamaz ve olimpiyatları sekizinci sırada tamamlar. Rakibi Nancy Kerrigan ise gümüş madalya kazanır.

Ülkesine döndüğünde yargılanır ve suçlu bulunur. Hapse mahkum edilmese de 500 saat toplumsal hizmet ve 100.000 dolar para cezasına çarptırılır. En önemli cezası ise ömür boyu buz pateni müsabakalarından men edilmesi olur. O artık ülkesinde, hatta tüm dünyada sevilmeyen bir isimdir. Yetenekli bir sporcunun, başarıdan uzak, ders çıkarılacak birçok noktası bulunan acı hikayesidir bu…

Senarist Steven Rogers, Tonya Harding’den bahsedilen bir buz pateni belgeseli izledikten sonra bu hikayeyi yazmaya karar vermiş. İlk olarak Harding ve eski kocası Jeff Gillooly ile birçok röportaj yapmış. Her ikisinin de 1994 yılındaki Nancy Kerrigan saldırısını çok farklı bir biçimde anlattığını fark ettiğinde ise senaryo için ilginç bir yol belirlemiş. Amacını “herkesin bakış açısını ortaya koymak ve dinleyicinin karar vermesine izin vermek” olarak tanımlıyor.

Ortaya oldukça tartışılması gereken bir senaryo çıkmış. Karakterlerin aralarındaki ilişkiler her birinin anlatımıyla ayrı ayrı şekil buluyor. Bütünü değerlendirdiğimizde ise bir açıdan bakıldığında hayatı boyunca ezilen Tonya’nın yaptığı davranışların kendi suçu olmadığını, gördüğü şiddet ve baskının karakterini değiştirdiğini savunan bir yapısı var senaryonun. Diğer açıdan ise her ne olursa olsun verdiği kararları bir yetişkin olarak verdiği ve sonuçlarından sorumlu tutulabileceği anlatılmaya çalışılıyor.

İzleyen için her ikisi de oldukça karmaşık ve rahatsız edici bir durum ama zaten Tonya Harding de spor dünyasında böyle bir isim. Onu en iyi antrenörü Diana Rawlinson’ın sözleri tanımlıyor:

“Generally, people either love Tonya or… not big fans. Just like people either love America or they’re not big fans. Tonya was totally American.”

Günümüzden ve geçmişten röportajlarla Tonya’nın hikayesini anlatan, yönetmen koltuğunda Craig Gillespie‘nin oturduğu I, Tonya, bu rahatsız edici senaryosuyla, mizah tarzıyla, ilginç karakterleriyle ve dördüncü duvarı kıran sahneleriyle 2017 yılının en ses getiren filmlerinden birisiydi. Filmde Tonya Harding’i canlandıran Margot Robbie‘nin performansı oldukça dikkat çekiciyken, annesi LaVona’yı canlandıran Allison Janney, kendisine En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazandıran performansıyla ayakta alkışlanmayı hak ediyor.

En İyi Film Kurgusu dalında da Oscar’a aday olan filme, bu adaylığın sahnelerin müziklere göre kurgulanmasından geldiğini düşündürecek kadar başarılı bir müzik seçkisi var. Rome and Juliet, Goodbye Stranger, Barracuda, The Chain gibi birçok klasik parça film boyunca izleyiciye sunuluyor. Filmin soundtrack albümünü şurada paylaştım.

Nancy Kerrigan olayı spor dünyasında hırs ve azim arasındaki farkın en somut örneklerinden birisidir. Bir sporcunun yalnızca kendisini geliştirmesi yerine, rakiplerini aşağıya çekmesinin ya da çekmeyi düşünmesinin hikayesidir. Azmi ile başarıyı yakalayabilecek kadar yetenekli bir sporcunun hırsıyla yok oluşudur. Yükselen bir yıldızın, Tonya Harding’in henüz parlayamadan gökyüzünden inmesidir. Olağanın dışındaki hayat hikayeleri sizi rahatsız etmiyorsa, bu filmi izlemelisiniz.

Bir Cevap Yazın