Icarus – İkarus (2017)

Belgeseller, özellikle de tarihi olayları anlatan belgeseller en sevdiğim film türlerinden birisidir. Spor konulu belgeseller de mesleğim gereği bu alanda en çok izlediklerimden sanırım. Kaliteli yapımlarına doyamadığımız Netflix‘in En İyi Belgesel Film dalında Oscar adayı olan 2017 yapımı belgeseli Icarus da sinemanın niş türlerinden birisi olarak kabul edebileceğimiz bu türde izlediğim son belgeseldi.

Spor haberlerini takip ediyorsanız, 2016 Rio Yaz Olimpiyatları öncesinde yaşanan doping skandallarını ve Dünya Anti-Doping Ajansı’nın (WADA), Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne (IOC) yaptığı Rusya’yı olimpiyatlardan men etme önerisini hatırlayacaksınızdır. Bu olaylar zinciri IOC’nin Rusya’nın olimpiyatlara katılımını onaylamasıyla medyada son bulmuş gözükse de, spor dünyasında durum pek öyle değil.

Skandalların yaşandığı tarihten bugüne sporun içinde olanlar başta olmak üzere, spora ilgili duyan herkesin aklında “yaşananlar gerçek mi?” sorusu yer alıyor. Çünkü dopingin olduğu yerde, dopingsiz yarışan, mücadele eden sporcular için “boşa mücadele ediyorum” düşüncesi, izleyiciler içinse “gerçek olmayan bir şeyi izliyorum” düşüncesi doğar ki, bu düşünceler sporun ruhunu yok edebilecek güçtedir.

Peki ne olmuştu da doping denildiğinde akla gelen ilk isim olan ve Olimpik branşlardaki her sporcudan istediği yerde test için örnek almaya yetkisi bulunan WADA, bir ülkenin Olimpiyat Oyunları’ndan men edilmesini önermişti? Gerekçesi, kanıtları neydi? İşte Icarus tüm bu olayların arka planını, olayların merkezinde bulunan adamın ağzından dinleyebileceğiniz bir belgesel.

Daha önce dopingle ilgili yazdığım bir yazıda, dopingin artık tüm dünyada devlet destekli, geniş bilimsel araştırmalarla yürütüldüğünden bahsetmiştim. 2014 yılında Bryan Fogel isimli Amerikalı bir yönetmen de sporda bilinen bu gerçeğine dikkat çekmek amacıyla bir belgesel hazırlamaya başlar. Amacı, doping kullanarak bisiklet yarışlarına girmek ve WADA testlerine yakalanmamaktır; bu sayede “ben bireysel olarak bunu başarabiliyorsam, doping tüm dünyada yapılıyor” diyebilecektir.

Film yapmayı ve bisiklete binmeyi seviyorum, bunu yararlı bir araştırmaya çevirmeye karar verdim. Amaç, bu anti-doping sisteminin nasıl da yürümediğini insanlara göstermek ve bundan iyi bir film ortaya çıkarmaktı. -Bryan Fogel

Fogel bir arkadaşından aldığı 350 bin dolar borç para ile kendisine bir spor fizyoterapisti ve beslenme uzmanı tutarak antrenmanlara ve madde alımına başlar. En önemli ihtiyacı ise doping konusunda kendisine yardımcı olacak bir “doping koçu” bulmak ve örneklerini WADA’nın doping testlerine sokabilmektir. Kendisine tavsiye edilen Rus bilim adamı Grigory Rodchenkov ile tanıştığında, doğru adamı bulduğunu hemen anlar.

Rodchenkov, Moskova’daki bulunan dünyanın en önemli WADA laboratuvarlarının başındaki isimdir ve doping konusunda Fogel’a yardım etmeyi kabul eder. Alacağı maddeleri, miktarları ve zamanları konusunda Fogel’a sürekli yardım ederken, ikili arasında bir arkadaşlık gelişir ancak Fogel onun bir WADA tesisi müdürü olarak neden böyle bir şey yaptığını anlamamaktadır.

İkilinin Skype görüşmeleri sürerken, medyada Rus atletizm takımı ile ilgili doping skandalları yer almaya başlıyor ve WADA olayı araştırması için Rusya’ya, Rodchenkov’un laboratuvarına bir ekip gönderiyor.

Bryan Fogel da tam bu aşamada Rodchenkov’un bu işe karışan isimlerden birisi olduğunu çözüyor ve yapımcı Don Cogan‘a ulaşıp elindekileri onunla paylaşarak maddi destek buluyor. Belgesel de tam burada birden kulvar değiştirerek spor dünyasının en önemli doping skandallarından birsinin arka planını anlatmaya başlıyor.

Rusya’daki araştırma sonucunda Rus atletizm takımı olimpiyat oyunlarından men cezası alıyor ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin‘e kadar uzanan doping haberleri medyada boy gösteriyor. Hükumet tarafından istifaya zorlanan Rodchenkov ise günah keçisi ilan edilerek topun ağzına yerleştiriliyor.

Bir süre sonra hükumetin istifası ile yetinmeyeceğini düşünerek can güvenliğinden endişe duyan ve ülkeden kaçmak isteyen Rodchenkov’a Fogel yardım ediyor ve onu Amerika’da saklamaya başlıyor.

O dönemde çok fazla uykusuz geçen gecem vardı. Bir sorumluluğum vardı. Bu hikayenin ortaya çıkması gerekiyordu ve kanıtı olan tek kişi Grigory’ydi. -Bryan Fogel

Rodchenkov, Amerika’da belgesel yapımcılarına elindeki belgeler ve kanıtlar ile beraber olayları tüm ayrıntısıyla anlatmaya başlıyor. Bununla da yetinmeyerek elindekilere New York Times ile paylaşıyor ve gazete, tüm spor dünyasını sarsan o haberi yaparak, olayı dünya ile paylaşıyor.

Grigory Rodchenkov’un anlattıklarına göre, Rusya’da yıllardır sistematik olarak devlet destekli doping yapılıyor ve kendisi de bu işin içinde yer alıyor. Dahası, içerisinde bulunduğu bu yapı Vladimir Putin’in bilgisi ve emri dahilinde çalışıyor. Rus sporcuların WADA testlerinden geçmesi için Rus Gizli Ajansı KGB’nin de içinde bulunduğu, ayrıca bir filme konu olabilecek türden çalışmalar yapılıyor.

İşte bu haber üzerine bir komisyon kurarak olayları araştıran WADA, Rodchenkov’un tüm anlattıklarının doğru olduğuna onay vererek Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne Rusya’nın Olimpiyat Oyunları’ndan men edilmesini öneriyor. Rusya’nın siyasi baskıları sebebiyle o dönemde bu gerçekleşmemiş olsa da, kanıtlar ve açıklamalar ışığında hikayenin doğru olduğu artık su götürmez bir gerçek.

Çok geç de olsa, baskılar sebebiyle Olimpiyat Komitesi’nin başlattığı ayrı soruşturma da 2017 yılının Aralık ayında tamamlandı ve tüm bu hikayeyi doğruladı. IOC, “doping karşıtı kuralların ve sistemin, sistematik bir şekilde manipüle edildiğini” söyleyerek Rusya’yı Güney Kore’de yapılacak olan Kış Olimpiyatları’ndan men etti.

Hikaye, bir spor hikayesi olmasının yanı sıra dopingin nelere yol açabileceğini kanıtlamasıyla da çok farklı alanlara değiniyor. 2014 Kış Olimpiyatları’nda Rusya’nın doping ile kazandığı madalyaların Ukrayna’ya savaş açılmasında ne derece önemli olduğu, benim için belgeselin en çarpıcı tarafıydı.

Kendi kendinize düşünüyorsunuz, altın madalyalar kazanmak için kocaman bir laboratuvar yaratıyorlar ve büyük bir suç işliyorlar. Daha neler yapabileceklerini düşünebiliyor musunuz? Seçimlerimizi hacklemişlerdir ya da gizli bir anlaşma vardır ortada. Bence her şey çok açık ortada. Daha ne kadar kanıta ihtiyacınız var ki?

Velhasıl, bir yapımcının doping belgeseli çekmeye başlaması ve kendini böylesine bir skandalı ortaya çıkarırken bulması… Aslında tamamen şans eseri geliştiğini söyleyebileceğimiz bu belgeselin, Fogel’ın bireysel doping denemelerini anlattığı ilk bölümü biraz sıkıcı ve başarısız olsa da, ikinci bölümün nasıl geçtiğini anlamadım. Konu ilginizi çektiyse, kesinlikle izlemelisiniz.

Bir Cevap Yazın