© 1992-2012 Tüm hakları saklıdır. Murat Yıkılmaz - SEO & SMO Expert
Bu sitede yayınlanan yazılar ve görseller kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yayında ve yapımda emeği geçen PS-CSS-WP-WODKA dörtlüsüne teşekkürler.
İnzivaya çekilmek, şu anki durumum tam buna karşılık gelir sanırım. Rutin şeyler ve çalışmalarım dışında hayattan kendimi soyutlamış durumdayım. Ekstra hiçbir şey yapmamaya, zamanımı boş şeylere harcamamaya çalışıyorum. Antrenmana gidip geliyorum; çalışmasını yürüttüğüm siteler ile ilgileniyorum; projelerim üzerine çalışmaya devam ediyorum. Bir de bunları yaparken 7/24 müzik dinliyorum.
7/24′ü abartmak için söylemedim, gerçekten öyle… Evde her saniye, dışarıda MP3 şarjım bitene kadar müzik dinliyorum. Uyurken bile açık bırakıyorum, sanki daha iyi dinleniyorum müzik dinlerken… Müzik olmadığı zaman nefesimi tutmuş gibi hissediyorum, rahat hareket edemiyorum. Uyumaktan daha güzel bir uyuşturucu buldum kendime: yatakta boş boş yatmak. Bir insan neden yatakta saatlerce yatar, yalnızca müzik dinler bilmiyorum ama oldukça hoşuma gidiyor.
Tüm arkadaşlarım finallerini bitirip akın ettiler bu taraflara, hiçbiriyle görüşemedim. Sorsalar, vaktim yok. Ben kendime sorsam, canım istemiyor. Böyle yalnızlığı seven bir insan modundayım. Böyle yazınca depresyon diyeceksiniz belki de ama emin olun depresyon değil… Depresyon olsa üzgün olurdum be, ben böyle çok mutlu olduğumu fark ettim.
Geçenlerde yağmurda koşarak salona gittikten sonra, ayakkabılarımı çıkarırken ayaklarımın ıslandığını fark ettim. Şöyle bir doğruldum, düşündüm… Günlük yaşantımda en son ne zaman spor ayakkabı haricinde bir ayakkabı giydiğimi hatırlamaya çalıştım, hatırlayamadım. Öyle ki, son bir senedir hemen hemen her gün profesyonel koşu ayakkabısı (Vomero +5) giyiyordum.
Kendi giyimine tamamen kendim karar vermeye başladığım zamandan beri günlük hayatımda kaç kez spor ayakkabı harici ayakkabı giydiğimi düşündüm… Kısa bir süre Converse giydiğimi hatırlayabildim sadece, botlarım filan olmadığını fark ettim. Olmadığını da değil tam olarak, hiç olmadığını…
Kendimi çevremdeki insanlarla karşılaştırıp biraz yadırgadım. Sonra ayakkabı filan alma kararı aldım ve dün aldığım ayakkabılar geldi. Ayağıma giydiğim anda başka, aptal bir dünyaya geçiş yapmış gibi hissettim. İnsanlar bu kadar ağır şeyleri nasıl giyiyorlar, ben bunları giydiğimde nasıl istediğim zaman koşabileceğim gibi sorular sordum kendime ve hâlâ da soruyorum. Sanırım o şeyleri bugüne kadar olduğu gibi, hiç giymeyeceğim. Ben ‘hâlâ’ içinden koşmak geldiğinde, zamana ve diğer tüm şeylere aldırmadan koşabilen insanlardanım ve bunu bir an olsun kaybetmek istemiyorum…
Birkaç hafta önce Türkiye’de adı duyulmuş köklü bir internet firması ile iş görüşmesine gitmiştim. Garip bir görüşmeydi, ne ben onların nereye varmaya çalıştıklarını anlayabildim ne de onlar benim isteklerimi anlayabildiler. İş görüşmesinin ardından “görüşürüz” derken, kafamda “paralel bir evrende” cümlesini kurduğumu söylesem durumun vehametini anlarsınız sanırım… Onlar da benim için aynı düşünceleri paylaşıyor olmalılar ki, bir daha görüşmedik. Resmi iş hayatı bana göre değil.
Bazen kör olmayı istiyorum. Görmemeyi, duymamayı, hissetmemeyi; kısacası bilmemeyi istiyorum. Hiçbir şeyi bilmesem, sadece yaşasam ne güzel olurdu, değil mi? Basit insanlar gibi, basit bir hayatım olsa… 20 yaşıma geldiğimde Askerlik-Okul derken biterdi işte hayatım. Sonra evlilik, geçim derdi, ohh… Bir de taksici olsam hele, keyfimden geçilmezdi. Tüm gün memleketi kurtarırdım be abi!
-Ne görüyorsun?
-Her şeyi. Benim lanetim bu.(Sherlock Holmes: Game of Shadows)
Yarın sabah keyfim yerinde olursa Etohum’a gideceğim. Perşembe günü de TEDxReset Qou Vadis? sorusu izle bizleri bekliyor. Şubat ayında da 15-20 gün gidip gelirim, tüm günüm orada geçer, hiçbir şeyi düşünmek zorunda kalmam diyerek sürekli ertelediğim antrenörlük kursuna gitmeyi planlıyorum. Rutinin dışına çıktığım şeyler de yalnızca bunlar olacak sanırım, neyse… Konuşmadığım için şarkılar ile mesajlar gönderiyorum artık insanlara. Bazıları anlıyor, bazıları anlamamazlıktan geliyor ve ne yazık ki bazıları da gerçekten anlayamıyor. Yine de göndermek hoşuma gidiyor, Sting söylesin şimdi…
İçimden bir şey yazmak gelmiyor, yazmıyorum. Arada Twitter’da bir şeyler saçmalıyorum, o kadar. Bir bu yazıyı yazmak istedi canım, yazdım işte… Yazmayı istememin sebebi de bugün birisinin beni ziyarete gelmesi sanırım. Başlığa da özellikle döküntüler dedim, zira yazdıklarım döküntüden farksız… Her insan gibi, ben de içimdeki dünyaları tam anlamıyla ifade edemediğimi düşünüyorum.
Haydi görüşürüz…
© 1992-2012 Tüm hakları saklıdır. Murat Yıkılmaz - SEO & SMO Expert
Bu sitede yayınlanan yazılar ve görseller kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yayında ve yapımda emeği geçen PS-CSS-WP-WODKA dörtlüsüne teşekkürler.
Ana Sayfa | Hakkımda | Projelerim | Arşiv | İletişim
Bilinenin Ötesinde bir Kişisel Blog
Valla abi inzivaya çekilme fikri benim de aklıma yatıyo. Ki yazını okuduktan sonra daha iyi anladım senle iyi anlaşmamızın sebebi benzerliklerimiz. Neyse abi yani önerim bi süre herşeyden el/ayak çekmek ve en azından tatil bitene kadar dinlenmek ..