Favori Black Mirror Bölümlerim

Black Mirror her ne kadar bir mini dizi olarak yayınlansa da, aslında dizi olmanın çok ötesinde bir yapıt. Teknoloji çağının insanlar üzerindeki etkisini irdelemesi ve toplumun en zayıf yönlerini acımasızca yansıtması sebebiyle tüm zamanların en iyi televizyon programlarından birisi olduğunu söylesek, abartmış sayılmayız.

Toplumun bu kara aynasında, geçtiğimiz 3 sezonda her bölümü bir sinema filmi olabilecek kalitede 13 bölüm izledik. İzleyicileri ters köşeye yatıran bölümleri olduğu gibi, özgün olmayan bölüm senaryoları olsa da her birinin ele alınışı ve vermek istedikleri mesaj birbirinden oldukça farklıydı…

Dizinin altı bölümden oluşacak 4. sezonunu beklediğimiz bu dönemde, önceki sezonlarda izlediğimiz bölümlerden en çok beğendiklerimin bir listesini oluşturmak istedim. Diziyi izlemeyenler için uyarı, liste yüksek miktarda spoiler içermektedir.

White Bear (2. Sezon 2. Bölüm)

Listemin bir numarasında modern dünyadaki adalet kavramının sorgulandığı White Bear var. İzlediğim tüm bölümler arasında beni izlerken rahatsız eden, kendimde birşeyleri sorgulamamı sağlayan tek bölüm buydu diyebilirim. Bölüm boyunca “ne oluyor?” diyerek merakla kaçışını izlediğimiz ablamızın finalde bir suçlu olduğunu öğreniyoruz. İzlediklerimiz ise bir suçluya verilen cezadan ve insanların ceza üzerinden kendini tatmin etmesinden oluşuyormuş.

Bölüm izleyenlerin kendilerine, “adalet nedir? bir suçluya verilen ceza ne olmalı? bazen suça ceza verilirken bir başka suç işlenmiyor mu?” gibi günlük hayatlarındaki adalet algılarını şekillendirecek birçok soru sormasını sağlıyor.

Nosedive (3. Sezon 1. Bölüm)

Yaşadığımız toplum distopik bir yansımasını konu edinen Nosedive’da, insanların sosyal skorlarının olduğu bir yaşam anlatılıyor. Kişiler, günlük hayatlarının tamamını ellerinde bir telefon ile iletişim kurdukları her kişiyi puanlayarak geçiriyorlar ve bir algoritma bu puanlar ile sosyal skorları belirliyor. Bölüm için, günümüzde beğeniler ile yaşayan insanların tüm dünyayı ele geçirmiş hali diyebiliriz. Zaten yaşadığımız şu günlerde, benzer bir uygulamanın yakın bir dönemde Çin’de başlayacağı konuşuluyor.

Herkesin beğenilme üzerine yaşamını sürdürdüğü bir dünyada kişi beğenilme kaygısı gütmeden yaşayabilir mi? Sosyal statünün her kapıyı açtığı bir toplumda, özbilinç ve içsel mutluluk varlığını ne kadar sürdürebilir? Bölümün izleyenlere sorduğu en önemli sorular bunlar.

Shut Up and Dance (3. Sezon 3. Bölüm)

Shut Up and Dance, şimdiye kadarki 13 Black Mirror bölümü içerisinde finaliyle izleyenleri en çok şaşırtan bölüm olarak konuşuluyor. Özel hayatın gizliliği, teknolojinin özel hayata müdahalesi ve hackerların kişisel bilgilerinizi ele geçirmesinin ne kadar zarar verici olabileceği gibi birçok şeyi düşünerek geçirdiğini bölümün sonunda şoka uğruyor ve çok daha farklı şeyler düşünmeye başlıyorsunuz.

White Christmas (2. Sezon 4. Bölüm)

2014 yılının sonunda yayınlanan yılbaşı özel bölümü White Christmas, büyük oranda sonu tahmin edilebilir bir bölüm olmasına rağmen senaryosuyla benim için en sevdiğim bölümlerden. Diğer bölümlerin aksine birçok şeyi doğrudan değil, dolaylı eleştiren ve sorgulatan bölüm teknolojinin en yoğun kullanıldığı bölüm olabilir.

Bölümde konu edinilen her şeyin temelinde ise insan hakları ve insanlığın gelişen teknoloji ile beraber tanrılığa evrimi yer alıyor.

Men Against Fire (3. Sezon 5. Bölüm)

Klasik bir zombi senaryosuyla başlayan ve sonu tahmin edilebilen bölüm, senaryo ve görsellik açısından kesinlikle en kötü Black Mirror bölümlerinden birisi olarak gösterilebilir. Ancak sorgulattığı şeyleri düşündüğümde, benim için çok büyük bir anlam kazanıyor ve The National Anthem’i (1. Sezon 1. Bölüm) geçerek bu listemde yer almayı hak ediyor 🙂

Bölümde hükumet askerlere maske adını verdikleri bir teknoloji monte ediyor ve askerler bu maskeler sayesinde dünya düzenini olumsuz etkileyecek insanları canavar olarak görüyorlar. Filmde fiziki bir varlığa dönüştürülen maskelerin, aslında günümüzdeki çeşitli ideolojileri temsil ediyor olması bölümü oldukça anlamlı kılıyor ve bu çerçevede birçok ideolojik düşünceyi sorgulatıyor.

Sons of Anarchy’den Ekranlara Veda: Final Ride

Sons of Anarchy’den Ekranlara Veda Final Ride

Severek izlediğimiz, müziklerini hayatımın bir parçası yaptığımız Sons of Anarchy son yolculuğunu yaptı ve ekranlara harika bir finalle veda etti. Sanki 7 sezondur değil de, 70 sezondur hayatımızdaydı, o kadar büyük bir boşluk bıraktı. Repliklerini, konusunu, karakterlerini, inanılmaz oyuncularını ve en çok müziklerini özleyeceğim.

Charlie Hunnam‘ı ilk olarak Elijah Wood ile başrollerini paylaştığı Greeen Street Hooligans filminde tanımıştım. Sons of Anarchy’de hayat verdiği Jax Teller karakteri ile de en sevdiğim oyunculardan birisi haline geldi. Jax, 7 sezon boyunca çok şey yaptı; bazen iyi, bazen kötü adam oldu. Dostlarını kaybetti, ailesini kaybetti, zaman zaman da kendisini kaybetti, çok savaştı ama hiçbir zaman vazgeçmedi…

Sons of Anarchy, izlemeyenlerin bile müzikleri sebebiyle yakından takip ettiği bir diziydi… The Forest Rangers ve The White Buffalo dizi için o kadar harika parçalar hazırladılar, o kadar harika coverlar yaptılar ki, diziyi bilmeyen, duymayan kimse kalmadı. John the Revelator, Hey Hey My My ve House of The Rising Sun diziyle beraber bizim içinbambaşka şarkılar oldular…

Son olarak da, dizinin finalinde öyle bir parça çaldı ki, bir anda inanılmaz bir duygu yoğunluğunda boğuldum. Dizinin yapımcısı Kurt Sutter, final parçası Come Join the Murder‘ın sözlerini bizzat kendisi yazmış. Parçayı da,The Forest Rangers ve The White Buffalo finale yakışacak bir şekilde beraber hazırlamışlar. Bana da finalin ardından saatlerce aralıksız dinlemek düştü…. (şuradan dinleyebilirsiniz)

Jax, can dostu Opie, değişik Juice, manyak Tig, adam gibi adam Nero, psikopat Happy, yaşlı kurt Bobby, kraliçe Gemma, mazoşist Otto, tahta Chuchy, doktor kız, adamım Chibs ve diğer tüm karakterler… Hepsini çok özleyeceğiz. Hatta sizi bilmem ama ben kötü adam Clay’i ve August Marks’ı bile özleyeceğim sanırım.

Continue reading

Band of Brothers – Kardeşler Takımı (2001)

İzlediğim dizilerin tamamı bir bir sona ererken, yeni bir diziye başlamanın uygun olabileceğini düşünerek dizi arayışına giriştim. Uzun zamandır tavsiye aldığım dizilere şöyle bir göz attım, birkaç tanesinin pilot bölümlerini izledim ancak hiçbirine başlayamadım. Sonunda ne izlesem diye düşünmeye devam ederken, birden kendimi yüz bininci kez Band of Brothers izlerken buldum.

Band of Brothers – Kardeşler Takımı (2001)

II. Dünya Savaşı’nın Steven Spielberg‘ün kariyeri için çıkarıldığını konu alan klasik bir espri vardır, bilirsiniz. İşte Band of Brothers o esprilerin en sağlam destekçisidir diyebiliriz. Başka bir deyişle, bence Steven Spielberg’ün kariyerinin ulaştığı en son noktadır. 125 milyon dolarlık bütçesiyle -bildiğim kadarıyla- 2010 yılına kadar en yüksek bütçeli dizi olma özelliğini bile taşıyordu. 2010 yılında ise bu rekoru yine bir Steven Spielberg yapımı olan, 200 milyon dolar bütçeli The Pacific dizisine teslim etti. Yani, izlemek için bütçesi bile yeterli bir sebep.

Continue reading