Kısa Kısa – 7

Basit, çok sevdiğim bir kelime oyunu vardır: söylediğiniz bir kelimeye karşılık, karşınızdaki aklına gelen ilk şeyi hiç düşünmeden söyler. Dünyada insanların birbirini daha iyi tanıyabilmek adına sıkça oynadığı bir oyundur. Bazen çocuklar ile oynar, farklı nesneler arasında ne denli değişik bağlantılar kurabildiklerine şaşırırım. Örneğin, “kağıt” dediğim zaman, birçok insan “kalem” yanıtını verecekken bir çocuk “zürafa” demişti (okulda hayvan şekillerini koyup kağıt kesmişler ve oradan aklında kalmış). Bu örnekteki yakın geçmiş faktörünü bir kenara bırakırsak, oyunda, nöronlar arası bağlantı ne kadar güçlüyse, kişi birbirine uzak nesneleri o derece ilişkilendirebiliyor.

Yeni tanıştığım birisi, bir saat boyunca dedikodu yaparken, kendimi bir saat boyunca sıkılmadan dedikodu dinler bir halde buldum. Anlattığı olayları bilmediğim, kişileri tanımadığım için, ağzım açık dinlememin sebebi, anlatımıydı. Bir kişiyi ya da durumu anlatırken o denli alakasız nesneler ile betimleme yapıyordu ki, şaşırıp kaldım. Kollarının tamamında dövme olan bir kızı, “kızın kolları Ikea’nın çocuk bölümündeki tahtalar gibi, her şey çizilmiş, boş yer yok” cümlesiyle betimlemesi, beni benden aldı. Gogol‘un Ölü Canlar‘da yaptığı betimlemeler, onun yanında değersiz kalır diye düşündüm. Kendisiyle bir daha karşılaşırsak, yukarıdaki oyunu oynamayı teklif edeceğim.

Bu yıl, 29 Eylül – 8 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek Film Ekimi‘nde epey sağlam filmler yer alıyor. Benim heyecanla beklediğim en önemli film ise, yönetmenliğini Agnes Varda ve JR‘ın beraber yaptığı Faces Places (Fransızca: Visages Villages, Türkçe: Mekanlar ve Yüzler) isimli belgesel.

60 yılı aşkın bir süredir sinemadan fotoğrafa, video yerleştirmeden heykele çeşitli yapıtlar üreten 88 yaşındaki efsane Varda, aktivist eserleri ile tanıdığımız genç JR ile beraber Fransa’nın köylerini gezerek fotoğraf çekimi yaptı. Belgesel, iki çok özel sanatçının sanat, yaş almak, paylaşmak ve gezmek hakkında yarattıkları son derece özel bir günce-gezi filmi. Cannes’ta Altın Göz Belgesel Ödülü’nü de kaptı.

Dan Brown‘ın merakla beklediğim yeni kitabı Başlangıç için geri sayım başladı. Yine bir  Robert Langdon macerasını anlatacak olan kitap, 3 Ekim 2017’de Altın Kitaplar‘dan raflarda olacak.

Yazarın benim için açık ara en iyi kitabının, en iyi Robert Langon macerasının her zaman Melekler ve Şeytanlar olacağını düşünsem de, bu kitap için de beklentilerim var. İlk olarak konusuyla merak uyandıran kitabın, yayınlanan ilk bölümü de (ön okuma) bu beklentimi oldukça yükseltti. İlk bölümünü şuradan okuyabileceğiniz kitap için idefix ve kitapyurdu ön sipariş almaya başlamış.

Okurken tanıyabildiğimiz ama asla hayal edemediğimiz geleceği anlatan, bilim kurgunun ustası Philip K. Dick‘in hikayelerinden uyarlanarak çekilen Philip K. Dick’s Electric Dreams yayınlanmaya başladı.

10 bölüm olarak başlayan dizinin her bölümü birbirinden bağımsız olarak çekimiş. İlk bölüm yazarın 1955 yılında yayınladığı The Hood Maker‘ın uyarlamasıydı ve oldukça beğendim. Henüz hikayeyi okumadığım için, Impossible Planet isimli ikinci bölümü izlemedim ama, Steve Buscemi‘nin rol aldığı Sales Pitch uyarlaması Crazy Diamond‘ı merakla beklemeye başladım. 15 Ekim’de 5. bölüm olarak yayınlanacakmış.

Sanatçı Niaz Uddin‘in canlı manzaraları kuş bakışı fotoğrafladığı Aerial isimli fotoğraf projesini keşfettim. Böyle manzaraları nasıl keşfettiğini düşünmekten ziyade, fotoğraflardaki renklere ve uyumlarına büyülenmiş gibi bakıyorum. Kendisini Instagram üzerinden takip edebilirsiniz. 

Nil İpek, Türk sanat müziğinin en sevilen parçalarından Gözleri Aşka Gülen‘i yorumlamış. Sözleri ve bestesi Gündoğdu Duran‘a ait olan parçayı bugüne kadar Nesrin Sipahi, Muazzez Ersoy ve Zeki Müren başta olmak üzere sayısız isim söylese de, bu yorum su gibi olmuş. Dinlemeyi bırakamıyorum.

Âh ne güzel ne güzel seni sevmek, âh ne güzel ne güzel.

Bir Cevap Yazın