Kısa Kısa – 10

Daha önce Küçük Oyunlar isimli yazı dizimin ilk oyunu olarak tanıtımını yaptığım 12 Labours of Hercules‘in Fleecing the Fleece isimli yedinci oyunu yayınlandı. Yunan mitolojisindeki altın postu konu alan bu oyunda, kendilerine Argonotlar denilen ve aralarında Herkül’ün, Orpheus’un ve Aşil’in babası Peleus’un da bulunduğu bir grup cesur genç, Yason’un liderliğinde gemi ustası Argos’un yaptığı ellibeş kürekli bir gemiyle bu postu ele geçirmek için yola çıkıyor.

Oyunun grafikleri ve müzikleri serinin tüm oyunlarında olduğu gibi kalite kokuyor. Oynanış açısından ise diğer oyunlardan farklı bir değişiklik yok. Aynı tatla, aynı kalitede oynamaya devam ediyoruz.


15-25 Şubat 2017 tarihlerinde gerçekleşecek olan 17 !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali için biletler satışa çıktı. Bu yılki mesajı “hayat var” olan festivalin programını şuradan görebilirsiniz.  Festival kapsamında gösterimlerin yapılacağı sinema salonları benim için o kadar ters istikametlerde kalıyor ki, bu yıl açıkçası gitmeyi düşünmüyorum.

Lady Bird‘ü daha önce izlediğim için, festival kapsamında ilgimi çeken ve “gidersem mutlaka bu filmlere giderim” dediğim filmler Rumble: The Indians Who Rocked The World ve David Bowie: The Last Five Years oldu. Bu tavsiyemin yanı sıra, gitmek isteyenler Biletix Blog’da yer alan şuradaki listeye de göz atabilirler, dikkate değer bir içerik olmuş. Devamını Okuyun »

Kısa Kısa – 9

Yeni yılın ilk günü yazdan kalma bir gün gibiydi, hava hak etmediği kadar güzeldi; tüm günü huzur içerisinde geçirdim. Herkes havanın güzelliğinden hoşnut olacak ki, sokaklar insan kaynıyordu ve hepsinde bir miskinlik, bir rahatlık vardı. Uzun süredir ilk defa toplum içerisinde bir huzursuzluk sezmeden, bir olaya rastlamadan yürüdüm sanırım.

Evde olduğum süreyi fırsat bilerek Netflix üyeliğimi başlattım. Bir aylık ücetsiz denemeden faydalanıp, Better Call Saul ve Narcos‘un izlemediğim üçüncü sezonlarını izlemek istiyordum ama Better Call Saul’un üçüncü sezonu Netflix üzerinde yokmuş.

Narcos’un üçüncü sezonu Pablo Escobar’ın ölümünden sonra Cali kartelinin zirveye yerleşmesiyle başlayan olayları konu alıyor ve henüz izlediğim kadarıyla ilk iki sezondaki tadı veriyor. Boyd Holbrook ve Wagner Moura’nın yokluğu izlemeden önce kafamda “nasıl olacak?” sorusu doğursa da, Pedro Pascal ilk bölümünden itibaren ilk iki sezondan daha başarılı olan oyunculuğuyla bu soruya kafamdan uzaklaştırdı. Devamını Okuyun »

Kısa Kısa – 8

Kara Kule Serisi’nin sinema uyarlamasını yıllardır istediğim için, The Dark Tower‘ı film haberini aldığım günden beri merakla bekliyordum. Çıktığı gün sinemada izlemeye fırsat bulamadığım film hakkındaki yorumları okuduğum anda, sinemada izlemekten vazgeçmiştim; büyük bir beklenti içerisindeydim ve filmin bunu karşılamayacağını anlamıştım. Bu yüzden izlemek için epey bir zaman bekledim ve geçtiğimiz günlerde nihayet izledim. Vasatın da altında bir uyarlama nasıl yapılır sorusunun cevabı olan filmde tek sevdiğim şey, final combat oldu. Roland ve Walter’ın dövüş sahnesi hatırına 6/10 puanladım.

Ben daha kısa bir süre önce Deadpool‘u saymazsak Marvel’ın filmlerinin hiçbirinin beklentilerimi tam anlamıyla karşılayamadığını söylememiştim ya, saymazsak kelimesinden öncesine Spider-Man: Homecoming‘i de ekleyebiliriz. Hiçbir beklentim olmadan izlediğim filmi oldukça beğendim. Senaryo, espriler, görsel ve ses kalitesi, her şey tam puan ama Peter Parker rolüne Tom Holland hiç olmamış. Daniel Radcliffe gibi, bu çocuğu da filmlerde büyütmeyi planlıyorlar sanırım.

Devamını Okuyun »

Kısa Kısa – 7

Basit, çok sevdiğim bir kelime oyunu vardır: söylediğiniz bir kelimeye karşılık, karşınızdaki aklına gelen ilk şeyi hiç düşünmeden söyler. Dünyada insanların birbirini daha iyi tanıyabilmek adına sıkça oynadığı bir oyundur. Bazen çocuklar ile oynar, farklı nesneler arasında ne denli değişik bağlantılar kurabildiklerine şaşırırım. Örneğin, “kağıt” dediğim zaman, birçok insan “kalem” yanıtını verecekken bir çocuk “zürafa” demişti (okulda hayvan şekillerini koyup kağıt kesmişler ve oradan aklında kalmış). Bu örnekteki yakın geçmiş faktörünü bir kenara bırakırsak, oyunda, nöronlar arası bağlantı ne kadar güçlüyse, kişi birbirine uzak nesneleri o derece ilişkilendirebiliyor.

Yeni tanıştığım birisi, bir saat boyunca dedikodu yaparken, kendimi bir saat boyunca sıkılmadan dedikodu dinler bir halde buldum. Anlattığı olayları bilmediğim, kişileri tanımadığım için, ağzım açık dinlememin sebebi, anlatımıydı. Bir kişiyi ya da durumu anlatırken o denli alakasız nesneler ile betimleme yapıyordu ki, şaşırıp kaldım. Kollarının tamamında dövme olan bir kızı, “kızın kolları Ikea’nın çocuk bölümündeki tahtalar gibi, her şey çizilmiş, boş yer yok” cümlesiyle betimlemesi, beni benden aldı. Gogol‘un Ölü Canlar‘da yaptığı betimlemeler, onun yanında değersiz kalır diye düşündüm. Kendisiyle bir daha karşılaşırsak, yukarıdaki oyunu oynamayı teklif edeceğim.

Bu yıl, 29 Eylül – 8 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek Film Ekimi‘nde epey sağlam filmler yer alıyor. Benim heyecanla beklediğim en önemli film ise, yönetmenliğini Agnes Varda ve JR‘ın beraber yaptığı Faces Places (Fransızca: Visages Villages, Türkçe: Mekanlar ve Yüzler) isimli belgesel.

60 yılı aşkın bir süredir sinemadan fotoğrafa, video yerleştirmeden heykele çeşitli yapıtlar üreten 88 yaşındaki efsane Varda, aktivist eserleri ile tanıdığımız genç JR ile beraber Fransa’nın köylerini gezerek fotoğraf çekimi yaptı. Belgesel, iki çok özel sanatçının sanat, yaş almak, paylaşmak ve gezmek hakkında yarattıkları son derece özel bir günce-gezi filmi. Cannes’ta Altın Göz Belgesel Ödülü’nü de kaptı. Devamını Okuyun »

Kısa Kısa – 6

Amerika’da 2012 yılında Obama tarafından yürürlüğe koyan yasa kapsamında DACA isimli (Çocuk Göçmenlere İstisnai Muamele) bir program başlatılmıştı. Bu program, aileleri tarafından yasa dışı yollarla Amerika’ya sokulan çocuklara yasal statü veriyor ve sınır dışı edilmelerini engelliyordu. Amacı, ailelerinin aldığı kararlar sebebiyle çocukların zarar görmesini engellemekti ve bu yasa kapsamında 800.000 göçmen Amerika topraklarında yaşıyordu.

Amerika’nın yeni başkanı Donald Trump, bu yasayı kısa bir süre önce iptal etti ve çalışma izni olmayan, DACA kapsamındaki tüm göçmenlerin sınır dışı edileceği açıklandı. Aktivist Fransız sanatçı JR ise bu karara tepkisini Meksika – Amerika sınırına yaptığı yeni eseriyle gösterdi.

Çok fazla beklentim olmasından mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama Deadpool‘u saymazsak, Marvel filmlerinin hiçbiri beklentilerimi tam anlamıyla karşılayamadı. Hem ilk filmiyle, hem de bu yıl izlediğimiz ikinci filmiyle Guardians of the Galaxy de bu filmler arasında yer alıyor. Her iki filmde de senaryoyu ve başrol karakterleri oldukça yetersiz buldum.

Buna karşın, iki filmin müzik seçkisini çok beğendiğimi söylemeden geçemem. Guardians of the Galaxy Vol. 2’nin soundtrack albümü, Awesome Mix Vol. 2 tam olarak telefona atıp dinlemelik bir seçki olmuş. 

Benim için vaganlık, büyük bir erdem. Vegan olmak gibi bir karar alabilmeyi ve kararı uygulayabilmeyi çok ciddi bir bilinç, sorumluluk ve irade örneği olarak görüyorum. Veganlığın ne olduğunu öğrenmeden önce kokoreç yemiş olmasaydım, sanırım vegan olmak konusunda bir sorun yaşamazdım ama kokoreçin tadını almış birisi olarak, kan tadı alan vampir gibi olduğumu söyleyebilirim. Vegan olma kararı alsam bile bunu pek yerine getiremem sanırım.  Devamını Okuyun »