Ernest Hemingway – Paris Bir Şenliktir

Fransızcada Années folles (çılgın yıllar) olarak ün kazanmış 1920’li yılların Paris yaşantısını Woody Allen‘ın oscarlı filmi Midnight in Paris ile beyaz perdede gördüğümde, o dönemin sanatçılarına olan merakım oldukça derinleşmişti. O kadar sanatçının bir dönemde bir şehirde beraber yaşadığını, her gün kahve içtikleri kafelerde karşılaştığını ve sohbet ettiğini bilmek; özellikle de ikisi Ernest Hemingway ve James Joyce olunca bana inanılmaz büyüleyici geliyor.

O yılların izinde giderken okunabilecek en güzel kitaplardan birisi de, Hemingway’in Paris yaşantısına dair anılarını yazdığı Paris Bir Şenliktir sanırım. Yazarın ölümünden sonra yayımlanan bu anılarda yalnızca Hemingway’e değil, F. Scott Fitzgerald, Zelda Fitzgerald, Ford Madox Ford ve Ezra Pound gibi birçok önemli isme tanıklık ediyoruz. Devamını Okuyun »

Benim tarafımı tutanların hepsi benimle aynı durumdalar; işte benim kaderim.

Bu dünyayı yaşanmaz hale getiren anlamsız çekişmelerden bıktım artık. Her konuşmada, her polemikte, her tartışmada kendimi hedef tahtası olarak buluyorum, sorgulanıyorum, yargılanıyorum. Ve hükmü beklerken, olayların gidişinin değiştirebilecek vicdan sahibi bir cinin, bir iyilik hamlesi yapıp beni bu kötü tuzaktan kurtarmasını umuyorum boşu boşuna. Ama sonunda ortaya çıktığında, o da cephe değiştiriyor ya da başkalarını kaçırmayı tercih ediyor.

İnsanlar benim efendim, yöneticim, yargıcım, doktorum, danışmanım, hakemim, ağabeyim, dert ortağım, vazgeçilmez eleştirmenim, ruhumu kurtaracak rahibim, şefim, her şeyim olmaktan vazgeçmiyorlar, onlara gerçekten ihtiyacım olup olmadığını düşünmeden kurtarıcım olmak istiyorlar, kurtarıcım, korumam (benim için dövüşecek yerde bana vuranlar), çoktan ölmüş annemin babamın yerine annem babam olmak, hatta açıkça benim cephemde benim yerime dövüşmek istiyorlar, ben hangi cephede dövüştüğümü, hatta bir cephem olup olmadığını bile bilmezken. Buna karşılık, dostlarım, savunucularım, benim tarafımı tutanların hepsi benimle aynı durumdalar; işte benim kaderim.

Üstelik kaderle savaşında yenik düşmüş bir trajedi kahramanı rolünü de oynayamam, her ne kadar, kesilmiş kafasını yerden alıp yoluna devam eden efsane kahraman Xingtian gibi, yenilgiden korkmayanlara büyük bir saygı besliyor olsam da! Onlara uzaktan bakabilir ve sessizce üzüntülerimi bildirebilirim sadece. -Gao Xingjian, Ruh Dağı.

Gao Xingjian – Ruh Dağı

Çinli yazar Gao Xingjian, Mao’nun Kültür Devrimi sırasında sansüre uğrayan, eserleri imha edilen ve yeniden eğitim kamplarına gönderilen sayısız sanatçıdan birisi olsa da, yaşadığı tüm baskıya rağmen üretmekten vazgeçmemiş bir isim. Mao’nun ardından iktidara gelen Hua Guofeng döneminde tiyatro oyunlarını, öykülerini ve incelemelerini yeniden yayınlamış.

Yazarın bu dönemdeki eserleri toplumda büyük bir ilgi görmüş ama aynı ilginin karşısında yeniden Komünist Parti’yi bulmuş. 1989 yılında üzerindeki siyasi baskıların artması ve partiden atılması üzerine de ülkede istenmeyen adam ilan edilerek eserleri yasaklanmış.

İşte tam bu dönemde siyasi göçmen olarak Fransa’ya yerleşen yazarın orada tamamladığı ilk romanı Ruh Dağı, 1990 yılında Tayvan’da Fransızca olarak yayımlanmış. 2000 yılında yazara Nobel Edebiyat Ödülü kazandıran roman, çağdaş dünya edebiyatının başyapıtlarından birisi olarak nitelendiriliyor. Devamını Okuyun »

Bir rejimde yaşamak, o rejime karşı savaşmaktan çok daha kolaydır.

Babamız Cumhuriyetçi olmasaydı, şimdi Eladio da ben de faşistlerin askerleri olacaktık; insan onların askeri olduğunda bir sorun kalmıyor. Emirlere uyarsın, ölürsün ya da yaşarsın, sonunda da ne olacaksa olur. Bir rejimde yaşamak, o rejime karşı savaşmaktan çok daha kolaydı doğrusu.  -Ernest Hemingway, Çanlar Kimin İçin Çalıyor.

Çok sevdiğim bu alıntı, yukarıdaki fotoğrafa bakarken aklıma geldi. Yaşamlarımızı, verdiğimiz mücadeleyi çok güzel özetlediğini düşünüyorum; rejimde yaşayanlar ve fotoğraftakiler gibi rejime karşı olanlar yani bizler… Che Guavera ve Fidel Castro’nun balık tutarken çekildikleri bir fotoğraftan bu alıntıyı nasıl anımsadın diyenler için güzel, tarihten güzel bir olayı kısaca paylaşmak istiyorum.

Küba’da 1950 yılından itibaren düzenlenen en büyük balığı tutma yarışmasını Ernest Hemingway üç defa üst üste kazanmış. Pilar adındaki teknesi ve balıkçılığı Küba’da oldukça meşhurmuş. Sonrasında bu yarışmaya kendisinin The Old Man and the Sea (Yaşlı Adam ve Deniz) isimli kitabına atıfta bulunularak Hemingway’in adı verilmiş. 1960 yılında yarışmayı kazanan Fidel Castro olunca, ödülünü Hemingway’in ellerinden almış. Ernest Hemingway ve Fidel Castro’nun bu tarihte çekilmiş birçok fotoğrafı mevcut…

Ursula K. Le Guin – Kadınlar Rüyalar Ejderhalar

Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz Serisi‘ni ilk okuduğumda, ona yalnızca bir fantastik macera gözüyle bakmıştım. Kitapların asıl konusunu ve sakladığı imgeleri anlamaktan oldukça uzaktım. Yıllar sonra yeniden okuduğumda ise, aslında ne kadar derin anlamlar içerdiğini fark etmiş ve Yüzüklerin Efendisi‘ne düşünülenden de yakın olduğunu anlamıştım.

Le Guin’in eserlerinin amacı, okuyucuyu incitmeden sarsmaktır. İlk bakışta bir fantastik macera olarak görünen Yerdeniz’in her bir kitabı, aslında hayatın en önemli olaylarını konu alır. Yerdeniz Büyücüsü büyümeyi, Atuan Mezarları cinselliği ve En Uzak Sahil ise ölümü anlatır. Yalnızca anlatmakla da kalmaz, sizin kendi büyümenizi, kimliğinizi ve yaşamınızı anlamanızı sağlayacak derin imgeler taşır. Devamını Okuyun »