Man on Wire – Teldeki Adam (2008)

Hikayemiz, 11 Eylül 2001’de dünya tarihinin kırılma noktalarından birinin yaşandığı Dünya Ticaret Merkezi’nin yapımı ile başlıyor. 17  yaşındaki genç Philippe Petit, çürüyen dişi için sıra beklerken, gazetede bir gün ikiz kulelerin inşa edileceği haberini görüyor ve inşa edildiklerinde dünyanın en uzun kuleleri olacak bu iki binaya sahip olması gerektiğini düşünerek hayal kurmaya başlıyor.

Sonraki 7 yıl boyunca ikiz kulelerin inşası sürürken, Philippe’in fetih planları yavaş yavaş kafasında oluşuyor; “bir şair olarak güzel sahnelere çıkmak istiyordum” diyen ip cambazı kahramanımızın kafasındaki tek düşünce dünyanın en yüksek iki kulesi arasına bir ip gererek şovunu gerçekleştirmek. Kısaca, yerden 400 metre yüksekte, hiçbir güvenlik önemli olmadan ölümle dans etmek.

1973 yılında Dünya Ticaret Merkezi faaliyete başladığında Philippe, izlediği banka soygunu filmlerindeki gibi, ikiz kuleleri yakından izleyerek her şeyi not ediyor. Düşünebildiği tüm olasılıkları hesaplayarak, Dünya Ticaret Merkezi’ne gizlice girmek ve gösterisini yapabilmek için ekibi ile beraber her şeyi adım adım planlıyor.

7 Ağustos 1974 sabahı, New York sakinleri dünyada yalnızca bir defa yapılabilecek inanılmaz bir gösteriye tanık olacaklarından habersiz olarak uyanırken Philippe Petit, 17 yaşında hayalini kurmaya başladığı gösterisi için son hazırlıklarını yapıyordu. Ağırlığını binadaki bacağından telin üzerindeki bacağına alıp gösterisine başladığı anda, tüm dünya yüzyılın en artistik suçu ile tanışacaktı…

Philippe’in hikayesi ilk olarak 1984 yılında High Wire isimli belgesel ile anlatılsa da, yönetmenliğini James Marsh‘ın yaptığı 2008 yapımı Man on Wire isimli belgesel ile 2009 Oscar ödül töreninde yılın en iyi belgeseli seçilerek, 20 yıl aradan sonra yeniden hayat bulmuştu. 2015 yılında ise Robert Zemeckis yönetmenliğinde The Walk ismiyle sinemaya uyarlanması en güzel hediye oldu. 65 yaşındaki Philippe Petit, beyaz perdede Joseph Gordon-Levitt tarafından başarıyla canlandırılmıştı. Philippe’in tutku ve çılgınlık dolu bu öyküsü hem belgesel olarak, hem de film olarak izlenmeye değer.

1 Comment

  • MSP 19 Şubat 2017 at 05:12

    O baskı ve stres altında o cesareti göstermekte ikinci büyük cesaret 🙂 Helal olsun, başka ne denebilir ki 🙂

    Reply

Bir Cevap Yazın