Bir rejimde yaşamak, o rejime karşı savaşmaktan çok daha kolaydır.

Babamız Cumhuriyetçi olmasaydı, şimdi Eladio da ben de faşistlerin askerleri olacaktık; insan onların askeri olduğunda bir sorun kalmıyor. Emirlere uyarsın, ölürsün ya da yaşarsın, sonunda da ne olacaksa olur. Bir rejimde yaşamak, o rejime karşı savaşmaktan çok daha kolaydı doğrusu.  -Ernest Hemingway, Çanlar Kimin İçin Çalıyor.

Çok sevdiğim bu alıntı, yukarıdaki fotoğrafa bakarken aklıma geldi. Yaşamlarımızı, verdiğimiz mücadeleyi çok güzel özetlediğini düşünüyorum; rejimde yaşayanlar ve fotoğraftakiler gibi rejime karşı olanlar yani bizler… Che Guavera ve Fidel Castro’nun balık tutarken çekildikleri bir fotoğraftan bu alıntıyı nasıl anımsadın diyenler için güzel, tarihten güzel bir olayı kısaca paylaşmak istiyorum.

Küba’da 1950 yılından itibaren düzenlenen en büyük balığı tutma yarışmasını Ernest Hemingway üç defa üst üste kazanmış. Pilar adındaki teknesi ve balıkçılığı Küba’da oldukça meşhurmuş. Sonrasında bu yarışmaya kendisinin The Old Man and the Sea (Yaşlı Adam ve Deniz) isimli kitabına atıfta bulunularak Hemingway’in adı verilmiş. 1960 yılında yarışmayı kazanan Fidel Castro olunca, ödülünü Hemingway’in ellerinden almış. Ernest Hemingway ve Fidel Castro’nun bu tarihte çekilmiş birçok fotoğrafı mevcut…

Kısa Kısa – 7

Basit, çok sevdiğim bir kelime oyunu vardır: söylediğiniz bir kelimeye karşılık, karşınızdaki aklına gelen ilk şeyi hiç düşünmeden söyler. Dünyada insanların birbirini daha iyi tanıyabilmek adına sıkça oynadığı bir oyundur. Bazen çocuklar ile oynar, farklı nesneler arasında ne denli değişik bağlantılar kurabildiklerine şaşırırım. Örneğin, “kağıt” dediğim zaman, birçok insan “kalem” yanıtını verecekken bir çocuk “zürafa” demişti (okulda hayvan şekillerini koyup kağıt kesmişler ve oradan aklında kalmış). Bu örnekteki yakın geçmiş faktörünü bir kenara bırakırsak, oyunda, nöronlar arası bağlantı ne kadar güçlüyse, kişi birbirine uzak nesneleri o derece ilişkilendirebiliyor.

Yeni tanıştığım birisi, bir saat boyunca dedikodu yaparken, kendimi bir saat boyunca sıkılmadan dedikodu dinler bir halde buldum. Anlattığı olayları bilmediğim, kişileri tanımadığım için, ağzım açık dinlememin sebebi, anlatımıydı. Bir kişiyi ya da durumu anlatırken o denli alakasız nesneler ile betimleme yapıyordu ki, şaşırıp kaldım. Kollarının tamamında dövme olan bir kızı, “kızın kolları Ikea’nın çocuk bölümündeki tahtalar gibi, her şey çizilmiş, boş yer yok” cümlesiyle betimlemesi, beni benden aldı. Gogol‘un Ölü Canlar‘da yaptığı betimlemeler, onun yanında değersiz kalır diye düşündüm. Kendisiyle bir daha karşılaşırsak, yukarıdaki oyunu oynamayı teklif edeceğim.

Bu yıl, 29 Eylül – 8 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek Film Ekimi‘nde epey sağlam filmler yer alıyor. Benim heyecanla beklediğim en önemli film ise, yönetmenliğini Agnes Varda ve JR‘ın beraber yaptığı Faces Places (Fransızca: Visages Villages, Türkçe: Mekanlar ve Yüzler) isimli belgesel.

60 yılı aşkın bir süredir sinemadan fotoğrafa, video yerleştirmeden heykele çeşitli yapıtlar üreten 88 yaşındaki efsane Varda, aktivist eserleri ile tanıdığımız genç JR ile beraber Fransa’nın köylerini gezerek fotoğraf çekimi yaptı. Belgesel, iki çok özel sanatçının sanat, yaş almak, paylaşmak ve gezmek hakkında yarattıkları son derece özel bir günce-gezi filmi. Cannes’ta Altın Göz Belgesel Ödülü’nü de kaptı. Continue reading »

Yaratıcılığı Tetiklemek İçin Gündelik Hayatın Kalıplarından Uzaklaşmak Gerekiyor

Her zaman tek bir doğru olması yerine, bazen birden fazla doğru olabilmesi hayatı renkli kılıyor. Üç yaşındaki bir çocuğu beşinci kat balkonuna çıkardığımda, nefesini tutarak aşağıya bakmış ve şöyle demişti: Aşağısı ne kadar uzak!

Gündelik hayatın diline alışmamış bir zihnin ne kadar farklı bir bakış açısı yakalayabileceğine güzel bir örnek. Farklı bakabilmek, bakış açımızı sınırlandırmamak için, gündelik hayatın kalıpları içerisine girmememiz gerektiğini düşündürüyor. Yeri geldiğinde biraz çocuk olup, kendi dünyamızda yaşamak gerekiyor; çünkü kendimizi popüler kültürün dışında tutmamız, yaratıcılık için büyük önem taşıyor.

Richard Buckminster Fuller’in sözlerini daha çok anımsamak, hiç unutmamak gerek, “benim için çalışmak ve kendimi bilinen işlerin dışında tutmak temel önemdedir”.