Web 3.0 Notlarım

Tim O’Reilly’nin Web 2.0 terimini ilk kullanmasından günümüze ortalama 8 yıl geçti. İnsanlar, 8 yıl boyunca Web 2.0 olarak adlandırdığımız internet çağında durmaksızın içerik ürettiler. İnternetin fikir paylaşımına en açık mecra olması ve çeşitli servisler ile içerik üretmenin kolaylaşması, dünya genelinde 2 milyar internet kullanıcısının oluşmasında en büyük etken oldu.

Bu 2 milyar internet kullanıcısının oluşturduğu ve kesin boyutu bilinmeyen  içeriklerin anlamlandırılma ihtiyacı ise Web 3.0 terimini duymamıza, yeni bir internet çağına doğru yola koyulmamıza sebep oldu…

Google ve Web 3.0

Web 2.0’da gelecekte de olacağı gibi, en büyük önemi taşıyan servisler arama motorlarıydı; çünkü kullanıcılar, en çok arama motorları aracılığıyla web üzerindeki içeriklere ulaşıyorlardı. Kullanıcıların içerik ihtiyaçlarını kaşılayabilmek adına, Google başta olmak üzere tüm arama motorları, arama sonuçlarına en iyi içerikleri yansıtmak için ciddi çalışmalar gerçekleştirdiler. Ancak bir süre sonra anlaşıldı ki, önemli olan kullanıcılara en iyi içeriği sunmak değil, onların ilgilendiği içeriği sunmaktı. Çözüm, kişisel arama sonuçlarının geliştirilmesiydi…

Arama motoru pazar paylarına baktığımızda görebileceğimiz Google üstünlüğü sebebiyle, konuyu doğrudan Google’ın kişisel arama sonuçları üzerine gerçekleştirdiği çalışmalar ile anlatmak en doğrusu olur sanırım. Google, başarısız sosyal ağ girişimi olan Google Buzz’ın ardından, “nasıl sosyalleşebiliriz?” sorusunun cevabını  Google +1 butonu ile buldu. Her ne kadar Facebook Like Button’un ardından gelmiş olsa da +1 butonunun arama sonuçlarında yer alması, arama sonuçlarının sosyalleşmesi üzerine Google’ın attığı ilk büyük adım oldu. Google hesabı ile oturum açmış olan kullanıcılar, +1 butonunu bir tavsiye mekanizması olarak gördü ve arama sonuçlarında arkadaşlarının +1 verdiği sitelere daha çok değer verdiler.

Google Arama Sonuçları Sosyalleşiyor

Bir süre sonra, Google Plus ile beraber interneti tekelleştirme planı içerisinde olan Google, Google Plus üzerinde yer alan profilleri arama sonuçlarına yansıtarak sosyal arama sonuçları anlamında ikinci büyük adımını atmış oldu. Yine de bu kullanıcılar için yeterli değildi; kullanıcıların arama motorlarından beklentisi kişi profilleri değil, kendisini ilgilendiren içeriklerdi…

Sonuç olarak Google, yıllar boyunca onlarca servisinden topladığı ancak gizlilik politikaları gereceğince değerlendiremediği kullanıcı bilgilerini artık değerlendirmesi gerektiğini fark ve tüm servislerinin gizlilik politikalarını birleştirdi. Bu tam olarak şu anlama geliyor: Google, gizlilik sözleşmelerinin ayrı olması sebebiyle bu zamana kadar farklı servislerinden topladığı verileri birlikte değerlendiremiyordu. Yani örnek vermek gerekirse, bu zamana kadar Analytics servisi ile aldığı istatistik bilgilerini arama sonuçlarına yansıtamıyordu. Şimdi ise, tüm servislerinin bilgilerini ortak olarak analiz edebilecek ve kullanıcılara tamamıyla ilgilendikleri alanlarda arama sonuçları yansıtabilecek.

2 milyar internet kullanıcısının hemen hemen hepsinin en az bir Google hizmetinden faydalandığını düşünürsek ve yıllardır Google’ın elinde bulundurduğu veriler ile ilgili efsaneleri de biraz hatırlarsak, Google’ın Web 3.0 dünyasına bir adım önde başladığını söyleyebiliriz.

Sosyal Ağlar ve Web 3.0

Web 2.0 dünyasında arama motorlarının ve diğer servislerin aksine, kullanıcılar arası etkileşimin en çok olduğu servisler sosyal ağlardı. Bu sebeple, insanlar sosyal ağlara ilgi alanlarını ve diğer bilgilerini çok kısa süre içerisinde kendileri sundular. Arama motorlarının bir kişi hakkında bilgi sahibi olabilmesi için kişinin yüzlerce aramasını analiz etmesi gerekirken, sosyal ağlar bu işi yalnızca o kişinin profil bilgilerinde yer alan ilgi alanlarına bakarak yapabilirler.

Web 2.0 sürecinde, kişilere özel içerikler sunmaya başlayan ilk servisler de aslında sosyal ağlar oldu. Diğer birçok servisin aksine kullanıcıların ilgi alanlarına doğrudan erişmeleri, reklam verenler için hedef kitleye ulaşmada onları bir altın madenine çevirdi. Örneğin; Facebook, Google’ın +1 butonundan ve diğer ufak adımlarından çok daha önce kişilere özel reklamlar sunmaya başlamıştı.

facebook-ilgi-alanlari

Reklamlardan ziyade, sosyal ağlarda önerilen kişiler ve içerikler de doğrudan kullanıcının ilgi gösterdiği içeriklerdi. Örneğin, arkadaş listenizde yer almayan bir Facebook profiline çok sık bakarsanız, bir süre sonra o profilin tanıyor olabileceğiniz kişiler bölümünde yer aldığını görebilirsiniz. Aynı şey sayfalar ve diğer birçok şey için de geçerli durumda…

Sosyal ağların Web 3.0 çağında bahsettiğim yönde bir avantajları olsa da, içeriklerinin kısıtlı olması sebebiyle çok büyük bir dezavantajları da bulunuyor. Kullanıcılara yansıtacakları içerikler ne yazık ki kişilerden ve temel bazı şeylerden oluşuyor. Hiçbiri, arama motorlarının insanlara sunduğu kadar geniş içerikler sunamıyor.

Bakalım Web 3.0’da sosyal ağlar bu dezavantajlarını nasıl görecekler? Web içeriğini yönetmek için herhangi bir adım atacaklar mı? Kim bilir, belki bir gün Facebook içerisine özel bir RSS Reader getirir de, web üzerinde yer alan içerikleri Facebook ana sayfamızdan kolayca takip edebiliriz…

E-Ticaret ve Web 3.0

Her ne kadar Steve Jobs “Müşteriler ne istediklerini biz onlara gösterene kadar bilmezler.” dese de, bu görüş günümüzün E-Ticaret dünyasında pek kabul görülmüyor. E-Ticarette bir noktada ihtiyaç duyulan, ürününün maximum kişiye ulaşmasından ziyade, ürünün satın alacak maximum kişiye ulaşmasıdır. İşte burada da hedef kitle kavramı devreye giriyor.

Geçtiğimiz günlerde, Startup Turkey Etohum Kampı’nda, Türkiye’nin en başarılı E-Ticaret girişimcilerinden birisi olan Sina Afra, kendisine sorulan “nasıl bir teknolojiye ihtiyaç duyuyorsunuz?” (soru tam olarak böyle olmayabilir) sorusuna E-Ticaretin Web 3.0’a ihtiyaç duyduğunu gösteren çok güzel bir cevap verdi. Markafoni’de kullanıcılara yalnızca ilgilendikleri kampanyaları sunmak istediklerine değindi; ana sayfada 40 kampanya göründüğünü ancak bunlardan yalnızca 5 tanesinin kullanıcıya gerekli olduğunu söyledi…

Amazon gibi büyük E-Ticaret siteleri kullanıcılarına benzer içerikleri “bu ürüne bakanlar şunlara da baktı” şeklinde sunsalar da, şu anda hiçbir normal(*) E-Ticaret sitesinde kullanıcıya yalnızca ilgileneceği içerik sunulmuyor. Acaba Web 3.0 dünyasında bunu gerçekleştirebilecek E-Ticaret siteleri doğacak mı? Eğer doğarsa, ellerinde yeteri kadar kullanıcı verisi yokken bunu nasıl başaracaklar? Sosyal ağların sunduğu ve kullanıcı verilerini almaya (hatta bir noktada çalmaya) yarayan API desteği E-Ticareti Web 3.0 çağında yükseltmeye yetecek mi bakalım…

*Bazı E-Ticaret sitelerinde yalnızca üye olurken belirtilen alanlarda içerikler sunuluyor. Bunları normal E-Ticaret sitelerinin dışında tutmayı tercih ettim…

Sonuç Olarak, Web 3.0’da…

Web 3.0 çağında kazanan, hem web içeriğini bünyesinde barındırabilen hem de kullanıcıların birbirleri ile etkileşimini sağlayabilen olacak düşüncesindeyim. Genel olarak baktığımızda, Google şu anda bir adım önde görülse de, Facebook arama altyapısında gerçekleşecek köklü bir değişik Google’ı tahtından edebilir…

Savaşı internet devlerinden hangisi kazanır kestirmek güç ama, bu savaş en çok kullanıcıların işine yarayacak. Web 3.0 dünyasında kullanıcılar,

  • internet üzerinde daha faydalı zaman geçirecekler,
  • rahatsızlık duydukları içeriklerle çok sık karşılaşmayacaklar,
  • ve daha sosyal olacaklar.

Bunların yanı sıra, kullanıcıların kişisel gizliliklerine çok daha fazla önem vermeleri de gerekecek tabii…
Web 3.0 hakkında sizin görüşleriniz neler?

Bir Cevap Yazın