Agatha Christie – Ölüm Sessiz Geldi

Bir süre önce Agatha Christie‘nin Hercule Poirot kitaplarını okumaya başladığımdan bahsetmiş ve serinin okuma sıralamasını paylaşmıştım. Kendim için hazırlamış olduğum bu sıralamaya göre okuduğum tüm kitapları kısa kısa da olsa değerlendirmek istiyorum. 

Serinin ilk kitabı olan Ölüm Sessiz Geldi, aslında polisiye edebiyatı için çok özel bir kitap. Agatha Christie’nin ilk kitabı olma özelliğini taşımasıyla beraber, Hercule Poriot, Arthur Hastings ve Müfettiş Japp karakterlerini ilk kez bu kitapta görüyoruz. Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında, 1916 yılında yazılan bu kitap ilk kez 1920 yılında Amerika’da, 1921 yılında ise İngiltere’de yayınlanmış.

Kitabın konusuna geçmeden önce orjinal adının The Mysterious Affair at Styles olduğunu belirtmek istiyorum. Ülkemizde daha önce üç farklı yayınevinden Aşkımı Sen Öldürdün (Net, 1944), Katil Kim (Nil, 1989), ve Styles’teki Esrarengiz Vak’a (Ak, 1963) isimleriyle yayınlanmış. Altın Kitaplar Yayınevi’nin Ölüm Sessiz Geldi adını niçin seçtiğini anlayamadım. 

Nasıl Sherlock Holmes’ün maceralarını kitaplaştıran Dr. Watson varsa, Hercule Poirot’nun maceralarını kitaplaştıran ve okuyucuya aktaran da (bazı istisnalar hariç) sadık dostu Arthur Hastings diyebiliriz. Bu kitap da onun başından geçenleri anlatmasından oluşuyor. 

«Styles Olayı» olarak halk arasında isimlendirilen konu, şimdi biraz unutulmuş bulunuyor. Maamafih dostum Poirot ve Styles ailesi tarafından olayı yazmakla görevlendirildiğim için memnunum. Bilhassa Styles ailesinin beni bu işle görevlendirmesinde amacı, dönen dedikoduların önünü almaktır.

Savaşta yaralanan ve geri hizmete alınan Hastings, hastanede geçirdiği birkaç ayın ardından bir gün John Cavendish isimli çocukluk arkadaşına rastlıyor. Annesi Mrs. Cavendis’in kendisinden yirmi yaş küçük bir adamla evlendiğinden yakınan arkadaşı, sonunda onu izin günlerini geçirmesi için Essex kontluğundaki Styles malikanesine davet ediliyor. Malikanede geçirdiği birkaç günün ardından Hastings hoş bir tesadüf daha yaşıyor. Genç adam, civarda dolaşırken, Belçika’da polis memuru olarak tanıdığı eski dostu Hercule Poirot ile karşılaşıyor. Poirot, bu karşılaşmada evliliğinden Inglethorp soyadını alan Mrs. Cavendis tarafından himayesine alınan Belçikalı bir göçmen olarak karşımıza çıkıyor.

Tesadüfü takip eden korkunç gecede de cinayet olayı yaşanıyor. Temmuz ayının 16’sını 17’sine bağlayan gecede, Mrs. Inglethorp uykusunda bir kriz geçirerek ölüyor. Kısa süre içerisinde zehirlenerek öldürüldüğü belirlenen Mrs. Inglethorp’un katilini bulma görevi, Hercule Poirot ve ekürisi Arthur Hastings’e düşüyor…

Kitap benim okuduğum ilk Agatha Christie’nin romanı değildi ancak, yazarı okumak isteyenlere kesinlikle ilk kitap olarak öneriyorum. Daha önce okumuş olmama rağmen, ilk kitabı olduğunu bilerek okumam bende “başlangıcı böyleyse, devamı nasıldır?” heyecanı uyandırdı. Zaten aynı heyecanın o dönemde tüm okuyucularda oluşması, okurları ikinci kitap için büyük bir beklentiye sokmuş.

Kitapta en çok takıldığım şey, tesadüfler oldu. Agatha’nın hikayelerinde doğaüstü olaylar olmasa da neredeyse doğaüstü sayılabilecek kadar yoğun tesadüfler yaşanır ki, tüm bu tesadüflere örnekler ilk kitabında da bolca görünüyor. Aslında bu okuyucuda “her an her şey olabilir” heyecanı oluşturmak için alışılmışın dışında bir yöntem diyebiliriz. 

Bir de sanki Hercule Poirot karakteri kalıcı olacağı, edebiyat dünyasında iz bırakacağı yazar tarafından önceden bilinecek kadar ustalıkla ve derinlemesine oluşturulmuş. Özellikle cinayetin çözümünde Poiro’nun düzen takıntısının rol oynamasının, yani cinayeti karakteristik bir özelliği sayesinde çözmesinin ilk kitap için derin bir detay olduğu düşüncesindeyim. Bu çözüm sayesinde okuyucu karakterin bu özelliğini henüz ilk macerasından derinlemesine benimseyebiliyor. Gerçekten inanılmaz zekice bir detay.

Son olarak, bu kitapta Sherlock Holmes’ün adının anıldığını da belirteyim. Zaten Hercule Poirot karakterini onunla taban tabana zıt birçok özellik üzerine kurulmuş olduğu için, yazar hiç çekinmeden saygısını belirtmiş. Hastings kendisine yöneltilen “istediğiniz mesleği seçme hakkına sahip olsaydınız, hangi mesleği seçerdiniz?” sorusuna dedektiflik cevabını verdiğinde, soruyu soranın aklına ilk isim olarak Sherlock Holmes geliyor, oldukça ince bir saygı duruşu…

Bir Cevap Yazın