1500 Metrede Süreyya Ayhan İzleri ve Doping Gerçeği

Aslı Çakır Alptekin, Londra’da düzenlenen 2012 Yaz Olimpiyatları’nda 1500 metrede 4.10.23 derecesiyle birinci olarak altın madalya kazandığında aklıma 4:08.37’lık derecesiyle Sidney’de düzenlenen 2000 Yaz Olimpiyatlarında yarı final koşan Süreyya Ayhan’ı getirmişti. 8-10 yaşlarımda küçük bir sporcu olduğum yıllarda kahramanımız olan Süreyya’nın dopingli olduğunu biraz büyüdüğümde öğrenmiş ve acı gerçekle yüzleşmiştim.

Sporlar ilgilenen ve Süreyya’nın hayal kırıklığını yaşamış birçok kişi gibi ben de Aslı’nın başarısından emin değildim. Ülkenin madalya sevincine boğulduğu anda Sürreyya Ayhan ve Yücel Kop çıkıp, “onu biz çalıştırdık” dediğinde de hiç şaşırmadım. Sonuçlar açıklandığında hükumetin öve öve bitiremediği, sayısız maddi ödül alan Aslı Çakır Alptekin dopingli çıktı.

Aslı’nın dopinginin kesinleşmesinin hemen ardından gözler 4:10.43 süresi ile Aslı’nın hemen arkasından ikinci olan Gamze Bulut’a çevrildi. Sürelerin bu kadar yakın olması ve Gamze’nin Olimpiyatların hemen öncesinde Avrupa’da 4:06:04 koşmuş olması zaten dopingli olduğunu bağırıyordu ama yine de kesin sonuçlar için uzunca bir süre geçmesi gerekti. Sonuç olarak, Gamze de Süreyya Ayhan gibi dopingli çıktı.

1500 metrede Süreyya Ayhan’ın yıllar önce bıraktığı izleri takip eden iki genç sporcumuzun da sonu Süreyya gibi oldu. Doğru ve planlı çalıştırıldığında gerçekten gelecek vaat edebilecek iki yeteneğimiz de gözler önünde yok edildi. Peki ama nasıl?

Son yıllarda profesyonel seviyede hiçbir sporcu dopingi kendi inisiyatifi ile kullanmıyor; çünkü bilimin ve tıbbın ilerleyişi doping kontrol testlerinin inanılmaz bir seviyeye ulaşmasını sağladı. Artık, bizim “şu kadar sürede kandan atılıyor” dediğimiz maddelerin izlerine yıllar sonra bile rastlanabiliyor. Bu yüzden, profesyonel seviyeye ulaşmış hiçbir sporcu, -ileri derecede bir kimya ve biyoloji bilgisi yoksa-, ferdi olarak edinebileceği basit maddeler ile doping yapmayı göze alamıyor. Doping, artık tüm dünyada devlet destekli, geniş bilimsel araştırmalarla yürütülüyor.

Mesela, 16 sporcusuyla dopingli çıkan Halter Milli Takımımızı duymuş muydunuz? Tüm bu sporcuların kendi başlarına toplanıp doping almış olabileceğine, antrenörlerin, federasyon yönetiminin bundan habersiz olduğuna inanmazsınız değil mi? İşte atletizmde son yıllarda yaşadığımız şey de tam olarak bunun aynısıdır. Hayatını haksız kazançla sağlayanların yönettiği bir ülkede, doping şaşıracağımız bir şey olmamalı diye düşünüyorum.

Meraklısına: Socrates Spor Dergisinin Mart 2016 tarihli 12. sayısında Türkiye’deki doping gerçeğini de gözler önüne seren çok güzel bir Süreyya Ayhan dosyası bulunuyor, okuyun.

Bir Cevap Yazın