Altıyla ve Üstüyle: Yassıada

Pazar günü, harika bir ekip ile beraber dalış için Yassıada’ya gittik. Gideceğimiz yer Yassıada olunca, sualtından olduğu kadar karadan da bir beklenti içerisindeydim. Malum, 1960 darbesinin ardından yargılamalar ve idamlar Yassıada’da yapılmıştı. Bu alanların günümüzde nasıl bir durumda olduğunu oldukça merak ediyordum.

İlk olarak karada merakımı giderdim, ama gördüğüm manzaradan hiç hoşlanmadım. Tamamen ıssız, terk edilmiş bir ada düşünün. Kertenkeleleri filan saymazsak, karada 3 büyük, bir de yavru köpek haricinde hiçbir canlı yaşamıyordu. Yalnızca dalış kulüpleri ve açıktaki alabalık çiftliğinin yetkilileri ziyaret ediyor sanırım. Her şey harap olmuş, terk edilmiş…

Genç Siviller bu yıl, darbenin yıl dönümünde Menderes’lerin yargılandığı spor salonunun girişine kocaman bir tabela asmışlar. Üzerinde “Yassıada Demokrasi Adası” yazıyordu. Aynı yazıyı spor salonun içerisinde birçok yere de yazmışlar, nereye baksam görüyordum.

Harap olmuş adaya baktım ve biraz düşündüm. Aklıma harap olmuş o adadaki harap olmuş hayatlar geldi. Günlüklerinden okuduğum, belgesellerini izlediğim hayatlar… Demokrasi dediğimiz şeyin artık ne kadar yetersiz kaldığını ve bazı insanların demokrasi anlayışının ne kadar çığırından çıkabildiğini bir kez daha anladım. Faruk Nafız Çamlıbel’in Yassıada günlerine dair yazdığı dörtlük geldi aklıma:

Bilmiyor gülmeyi sakinlerin binde biri;
Bir vatan derdi birikmiş bir avuçluk karada
Kuşu hicran getirir, dalgası hüsran götürür;
Mavi bir gölde elem katrasıdır Yassıada

Neyse ki, demokrasi denilen şey henüz adanın altına uğramamıştı…

Bir Cevap Yazın