Kısa Kısa – 11

Normalde yapamam gereken şeyler biriktiği zaman, önem sırasına dizer ve öyle yaparım, günlük yaşantımdan pek taviz vermem. Şu sıralar ise yapmam gereken bir milyon tane şeyin hepsi önem sırasına konulamayacak kadar acil şeyler olduğu için, gece-gündüz kavramım pek kalmadı. Buraya bir şeyler yazmaya, bir şeyler paylaşmaya zihnim pek müsait olamadı. Kendime tatil verdiğim bu günde ise, fırsatı değerlendirip kısa kısa bir şeyler paylaşmak istedim.


Yılların ardından kitap sitelerinin en büyük eksikliklerinden birisi nihayet giderildi. Fark ettiniz mi bilmiyorum, bir süredir kitap satış sitelerinin tanıtım bölümlerinde, kitaba dair editör, çevirmen, kapak tasarımcısı gibi bilgilere özellikle yer veriliyor. Bu yasal bir zorunluluk olduğu için mi başlatıldı, yoksa emek verenlere saygı niteliğinde mi başlatıldı bilmiyorum ancak oldukça hoşuma giden bir güncelleme oldu. Edebiyatımızın değerli emektarlarına her daim hak ettikleri, güzel bir saygı duruşu…


Yakın dönemde izlediğim filmlerden bazılarını paylaşmak istiyorum, IMDB sayfaları için afişlere tıklayabilirsiniz. Netflix’te görerek meraktan izlediğim How the Beatles Changed the World başta olmak üzere, The ForeignerThe Equalizer, Black Panther ve yıllar sonra ikinci kez izlediğim Public Enemies beğenmediğim filmlerdi. Bunların arasında yalnızca The Equalizer bir nebze izlenebilir ki, izlenme sebebi de açılış sahnesi başta olmak üzere birçok sahnede dikkat çeken kamera hareketleri diyebilirim.

En iyi spor belgesellerinden birisi olarak gösterilen Senna, 4 Oscar adaylığıyla 2016’nın en başarılı filmlerinden olan Hell or High Water ve Marvel filmlerin artık vurdulu kırdılı olmaktan çıkarak anlam dolu olacağının sinyallerini gönderen Avengers: Infinity War ise oldukça beğendiğim filmlerdi ki, üçü hakkında da uzun uzun yazacağım.


Geçtiğimiz ay, Ekşi’de buyrun benim konuğu olan İlker Canikligil vasıtasıyla İstanbul Film Akademi‘nin Youtube kanalıyla tanıştım. Olmaz Öyle Saçma Şey programı başta olmak üzere kanaldaki bütün videoları kısa sürede yiyip bitirdim. Eğlenceli olduğu kadar bilgilendirici de olan Olmaz Öyle Saçma Şey’de, sinemaya dair çeşitli konularda sohbetler dönüyor. Bu konular teknik konular olduğu gibi, zaman zaman magazinel konular da olabiliyor.

Videoların en güzel yanı, teknik konularda İlker Hoca’nın her şeyi, (Nazım hariç) herkesin anlayabileceği seviyede anlatabiliyor oluşu sanırım. Hiç ilgim yokken ilgi duyup, bir sürü şey öğrendim.


Daha önce çok beğendiğim, 2017’de Türk sineması için önemli bir yapıt olarak gördüğüm Blue’dan bahsetmiştim. Belgeselin yapımcısı Güverte Film, Blue’nun ardından Süleyman Seba‘yı ve Metin, Ali, Feyyaz üçlüsünün dönemini konu alan bir Beşiktaş belgeseli için kolları sıvamıştı. Merakla beklediğimiz Kolej Havası isimli filmin, takımın 115. yaşında, 19 Mart 2018 tarihinde gösterime girmesi bekleniyordu ancak hevesimiz havada kaldı.

Blgesel ile ilgili hiçbir haber bulamayınca, yaptığım araştırmada Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği’nden destek alamadığını gördüm. Sorunun finansal olduğunu düşünerek, kısa sürede kaynak bulunması ve Blue’da olduğu gibi bir bağış kampanyası başlatılması dileği ile, tanıtımı bırakıyorum.


Bir müzik tutkunu olarak hayatımın 15-25 arasındaki on yılına çok konser sığdırdım. Bu on yılın özellikle bir dönemi, yalnızca bir konsere daha gideyim, bir bira daha fazla içeyim diyerek yaşadığım ve bir genç olarak oldukça keyif aldığım zamanlardı. Dylan, Neil Young, Roger Waters, Metallica, Maiden, Apocalyptica, Haggard, Slash, Smokie diyerek başlayabileceğim, kendimce güzel bir listem var.

Geriye dönüp baktığımda, kaçırdığım için pişman olduğum tek konser RHCP konseri diyebilirim ki, bunu da bugünkü bakışımla söylüyorum. O zamanlarda RHCP pek sık dinlediğim, müzikal kalitesinin çok farkında olduğum bir grup değildi, değerini çok geç anladım.

Gittiğim tüm konserlerin öncesini ve sonrasını, özellikle de arkadaşlarımla beraber konser haberleriyle yaşadığımız heyecanları, bilet alıp sabırsızca bekleyişlerimizi dün gibi hatırlıyorum. Camel konseri içinse bambaşka bir his yaşıyorum; tüm hatıralarım içinde, hiç bu kadar heyecanlandığım bir konser olmamıştı. On yıl önce tanışıp bir gün dinleme hayali kurduğum, gelsinler diye imza kampanyaları düzenlediğim adamları nihayet canlı dinleyeceğim. Kim bilir, kendi içimde bir büyüme evresidir belki bu konser. Bir dönemler unutma evresi olarak Brazzaville konserine gittiğim ve bunu sonradan fark ettiğim gibi, bu da büyüdüğüm konser olabilir.

One Comment

Bir Cevap Yazın