O kadar bilinmezdi ki her şeyin, kendi kafamda yarattığım kimliklerin içini bile dolduramıyordum.

Son günümüzde, gündüz kiraladığımız bisikletleri teslim etmeyip gece plaja sürmüş, yola çıkana kadar müzik dinlemiştik seninle. Hava o kadar soğuktu ki o gece, bizden başka kimse yoktu Ayazma’da. Hatırlar mısın bilmem, yıldızlar bile loş ışık veriyordu denize; sanki anlaşmışlar da bizi gözlerden uzak, baş başa bırakmak istiyomuş gibiydi adadaki her şey…

Parçaları hep ben seçmiştim, hep böyleyimdir zaten. Tüm o saatler boyunca, o günlerde sevdiğim tüm parçarları dinlemiş ve bir ara “hepsi kırık dökük” demiştin, “ruhlarımız gibi”.

Otele dönüp eşyalarımızı alma vakti geldiğinde ise, “son parça benden olsun” diyerek bu şarkıyı açmıştın bize ve adını da grubu da söylememiştin, tıpkı kendi adını da günlerce söylemediğin gibi.

Aradan geçen yıllar içerisinde şarkının adını öğrenmiş olsam da sana dair hiçbir şey öğrenemedim. O kadar bilinmezdi ki her şeyin, kendi kafamda yarattığım kimliklerin içini bile dolduramıyordum. İlk günlerde sözlerinden, konuşmalarından bir ip ucu yakalamak için uğraşıyor olsam da zihnimde, gün geçtikçe onları da hatırlamaz oldum. Anlarımız, anılara dönüştükçe anlamını yitiriyordu sanki…

Sonra, bu parayı dinlediğim bir gün fark ettim ki, aradan geçen beş senede anılar silik olsa da, hislerim hâlâ o anda yaşıyormuşum gibi taze… Her kimsen, hep benimlesin, bu parçadaki bekleyişsin.

Bir Cevap Yazın