Kategoriler
Kitap

Haruki Murakami – Rüzgârın Şarkısını Dinle

Günümüzde Japon Edebiyatının en önemli temsilcisi olarak kabul edilen Haruki Murakami’nin 1979 yılında yayınladığı ilk kitabı Rüzgarın Şarkısını Dinle, yazarın uzun yıllar boyunca farklı dillerde yayınlanmasına izin vermediği, kendisine ve diğer kitaplarına dair birçok ipucu içeren önemli bir eser; alışık olduğumuz yalnız, alkolik, müziksiz yaşayamayan karakterlerinin ilk örneklerini barındırıyor.

Değerlendirme: 3 / 5.

Haruki Murakami, kendine has basit yazım diliyle 20. yüzyılın en iyi yazarlarından birisi olarak kabul ediliyor. Hikâyelerinde metaforlarla anlatmaya bayıldığı gerçeküstü olaylarının yanı sıra, bu gerçeüstücülük içerisinde yarattığı, birbirlerine birçok yönden benzeyen karakterleri de oldukça dikkat çekiyor. Yirmili yaşlarının sonunda bir anda yazarlığa soyunmasıyla beraber kaleme aldığı ilk romanı Rüzgârın Şarkısını Dinle, Murakami’ye ve birçok okurunun bu kitaptan daha önce okuduğu diğer kitaplarına dair çeşitli ipuçları içeriyor.

Rüzgarın Şarkısını Dinle, yalnızca dilimize değil, Murakami’nin izin vermemesi sebebiyle İngilizceye de oldukça geç çevrilmiş bir eser. Bu yasağının ardında ilk kitabı olmasından dolayı hissettiği bir güvensizlik mi yoksa kendisine dair çok şey içeriyor oluşu mu yatıyor tartışılır ama 1979 yılında yayınladığı bu kitap ancak 2015 yılında dünya genelinde İngilizce olarak basılabildi. Bu tarih tam da yazarın ülkemizde bilinmeye ve kitaplarının arka arkaya çevrilmeye başlandığı yıldı diyebilirim. Rüzgarın Şarkısını Dinle de, Ali Volkan Erdemir tarafından Japonca aslından çevrildi ve 2018 yılında Murakami’nin diğer kitaplarını da dilimize kazandıran Doğan kitap tarafından yayınlandı.

Bu romanın çıkış kaynağı, yani Murakami’yi yazar olmaya iten sebep, bir beybol maçı sırasında hissettiği “yazabileceği fikrinden” ibaret. Kitap için 2014 yılında yazdığı önsözde de bu fikrin sonrasını anlatıyor. Kitabı yazmasının ardından, Gunzo isimli edebiyat dergisine tek taslağını göndermiş ve “Yeni Yazarlar Ödülü” için finale kaldığı haberi gelene kadar gönderdiğini bile unutmuş. Burada çok ilginç bir detay var ki, finale kalmasaymış taslak kendisine geri iade edilmeyecek, dergi tarafından dönüş yapılmayacakmış, yani bu kitap ve -bir yazar olarak- Murakami belki de hiç olmayacakmış. Kitabın sonunda önsöz olarak yer alan bu süreci ve yazma türüne dair birçok şeyi, aslında daha önce Koşmasaydım Yazamazdım isimli denemesinde de anlatıyordu.

Kitapta, Murakami’nin tüm diğer kitaplarında olduğu gibi bolca yalnızlık, caz müzik, öğreci hayatı ve ergenlik dönemine tanıklık ediyoruz. Diğer kitaplarından farklı olarak bu ilk yazarlık denemesinde oldukça gerçekçi olduğunu söyleyebilirim. Anlatıcının ilişkilerini ve bu ilişkilerde yaşadığı kayıpları okurken, anlatıcının arkadaşı olarak yarattığı ve sonrasında dört kitaplık seriye de adını verdiği Sıçan, topluma yabancılaşmayı ve soyutlanmayı ifade ettiği oldukça dikkat çekici bir karakter. Derek Hartfield, Scott Fitzgerald ve Gustave Flaubert’e yaptığı atıflarla, John F. Kennedy esprileriyle ve müzik seçkileriyle de batılılaşmaya yönelik birçok detay içeriyor.

“Neden sürekli kitap okuyorsun?”

Kalan son istavritleri de birayla mideye indirip önümdeki tabağı öteye ittikten sonra yanımda duran, okumakta olduğum Duygusal Eğitim‘i elime aldım ve sayfalarını çevirdim.

“Çünkü Flaubert çoktan ölmüş biri.”

“Yaşayan yazarların kitaplarını okumuyor musun?”

“Yaşayan yazarların hiçbir değeri yok ki.”

“Niye?”

“Ölmüş yazarlar daha hoş görülebilir gibi geliyor bana çünkü.”

Rüzgârın Şarkısın Dinle, Haruki Murakami, s25-26.

Yazarın bu ilk kitabını okurken, yazım diline dikkat etmenizi özellikle tavsiye ediyorum. Anadilinde düşündüğü geniş kelime kalıplarından kurtulmak ve daha basit bir şekilde anlatabilmek adına, ilk olarak kısıtlı İngilizcesi ile yazmaya başlamış. Rüzgarın Şarkısını Dinle’yi İngilizce olarak tamamladıktan sonra, olabildiğince sadık kalarak anadili Japoncaya çevirmiş. Yıllar sonra keşfettiği yazar Agota Kristof’u da kısa cümlelere dayalı güçlü ritmi sebebiyle kendisine benzetiyor ve örnek alıyormuş. Yani Fare Üçlemesi’nin ilk kitabı olan bu eser, önce İngilizce olarak yazılmış, sonra Japonca’ya çevrilmiş ve ardından Türkçe’ye kazandırılmış bir kitap…

Rüzgârın Şarkısını Dinle ile başlayan Fare Üçlemesi (Trilogy of the Rat), birer yıl arayla yayınlanan Pinball (Türkçe’ye çevrilmedi) ve Yaban Koyununun İzinde ile devam etmiş. Üçüncü kitabın devamı niteliğinde olan Dance, Dance, Dance (Dans, Dans, Dans) isimli altıncı romanı da Fare Üçlemesi’ni destekleyen dördüncü bir kitap olarak kabul ediliyor.

“Haruki Murakami – Rüzgârın Şarkısını Dinle” için bir yanıt

Merhabalar,

Haruki Murakami, çok sevdiğim yazarlardan biridir. Dünyaca ünlü yazarı ‘’Koşmasaydım Yazamazdım’’ kitabıyla tanıdım ilk. Yazmayı çok seven ve geçimini yazarak sürdüren bir yazar olarak bu kitap beni çok etkilemişti. Kitapta şu sözü çok sevmiştim: ‘’Evet, ben elbette büyük bir koşucu değilim. Fakat bu hiç de önemli bir sorun değil. Dünkü kendimi biraz olsun geçebilmek; önemli olan işte bu.’’ Şahane bir kitap, herkese tavsiye ediyorum. İzninizle bu kitaptan en sevdiğim 10 alıntıyı okumanız üzere sizinle paylaşmak isterim: http://www.ebrubektasoglu.com/yazi/haruki-murakami-kosmasaydim-yazamazdim-kitabindan-10-enfes-alinti/

Güzel okumalar dilerim,
edebiyatla ve sağlıkla kalın.

Bir Cevap Yazın