Her Şeyi Geride Bırakıp Bir Sahil Kasabasına Yerleşmek… İstanbul’dan Kaş’a Yolculuk

Günlük aldığım notlarım haricinde, birilerinin okuması için birşeyler yazmayalı uzun zaman oldu. Bu yüzden nereden başlayacağımı, uzun bir aradan sonra yazacağım ilk yazıyı nasıl toparlayacağımı düşünürken zorlanıyorum. Sanıyorum 2019 seçimlerinin ardından başlamam gerek; içimdeki değişimlerin artık karşı koyamayacağım kadar yoğun olduğunu o dönemde fark ettim. Yapmak istediğim şeyleri yapabileceğim an geldiğinde kendimle yüzleşmeye başladım ve aylar süren bu yüzleşme sonrasında şu anda olduğum noktaya vardım… İstanbul’un yoğun yaşantısını geride bırakıp Kaş’ta kalmaya karar verdim.

2019 yılının öncesinde birçok sebepten dolayı yorucu ve zor bir iki yıl geçirdim. Tüm sorunlarımı çözüp rahata kavuştuğum, önümde hiçbir engelin kalmadığını düşünmeye başladığım zaman seçim propaganda döneminin başlangıcıydı. Herhangi bir partiye üye olmasam da seçim dönemlerinde her zaman o seçim için desteklediğim aday için aktif görev alır ve çalışırım; saf oy vermek yerine H.G. Wells’in halkı bilinçlendirmek ile ilgili olan sözlerine Atatürk gibi ben de inanıyorum. 2019 yerel seçim döneminde de “Her Şey Çok Güzel Olacak” diyerek partilerden bağımsız bir şekilde yola çıkan İstanbul Gönüllüleri’ne katılarak, bir seçim olmasını düşündüğümüz, ancak iki seçimlik oldukça yorucu bir maratona dönüşen süreçte görev yaptım.

Bu seçim döneminde ilk kez, partilerin ve siyasetin çok üzerine geçen, insanlara, hayvanlara ve çevreye gerçekten dokunan ve faydası olan işler yapıldı. Her gün neredeyse 12-16 saat aralıksız çalışırken ve gönüllü olarak cebimizden bir sürü harcama yaparken bize güç veren de bu çalışmaların güzelliği oldu. İnsanların yüzlerinin gerçekten güldüğünü gördüğüm ve mutlu olduğum bu sürecin sonunda, hayatımda ilk kez desteklediğim bir siyasi aday seçim kazandı. Devamı ise aslında içten içe bildiğim ancak karşılaşınca gerçekliğini sert bir şekilde anladığım günlerdi. Başarının arkasından gelen “pastadan pay alma” oyunları anında bu sürecin devamından geri çekilmeme sebep oldu. Hırslar, oyunlar ve siyaset aklımın ucundan bile geçmesini istemediğim şeyler. Bu yüzden, İstanbul Gönüllüleri’nden bana kalan, güzel birçok anıyla beraber, çok güzel dostluklar oldu.

Aynı dönemde bir yandan da kendi öğrencilerimi yetiştireceğim bir spor salonu açmayı planlıyor ve bunun için çalışma yapıyordum. Yıllardır beklediğim o an gelmişti ama içimdeki bazı taşlar yerine oturmuyordu. Hem geçirdiğim zor dönem, hem seçim yoğunluğu hem de kafa karışıklığım beni tüketirken, kendimle yüzleşmeye başladım. Uzun süren, bazıları bana bir ömür gelen, uyuyamadığım gecelerin ardından, ne istediğimden emin olana kadar yolculuk yapmaya karar verdim. Her zaman yaptığım gibi Bozcaada’dan başladım…

Bozcaada’da kamp yaparak ve adanın her köşesini bisikletle gezerek geçen günlerde, gidebileceğim kadar ileriye gitmeye karar verdim. Bozcaada feribotundan inip Geyikli’den başlayan otostop yolculuğum Ege Bölgesi boyunca devam etti. Kıyı şeridinden devam edip her gün ortalama 25km yürüyüş yaptım, görebildiğim kadar koy gördüm. Birkaç gün kalmaya karar verdiğim yerlerde bisiklet kiralayıp en gidilmeyen yerlere gittim. Kaz Dağları’ndan Cunda Adası’na, İzmir’in en güzel yeri olduğuna karar verdiğim Dikili’den Foça’ya, Karaburun’dan Çeşme’ye, Sığacık’tan Kuşadası’na, Didim’den Bodrum’a, Marmaris’ten Fethiye’ye ve buraların arasındaki her yerde yol yaptım, gezdim. Bir yandan kendimi bulmaya çalışırken, bir yandan da birşeyler kaybediyordum…

Marmaris’e kadar yavaş devam eden yolculuğum, İstanbul’dan gelen bir çağrı sebebiyle hızlandı. Yılın ilk çeyreğinde verdiğim bir söz sebebiyle Gençlik ve Spor Bakanlığının yürüttüğü, okullarda yapılan Yetenek Taraması ve Spora Yönlendirme Projesinde antrenör olarak görev almam gerekiyordu. Fethiye’de, Ölüdeniz’de ve Kelebekler Vadisi’nde geçen günlerimin ardından uzun gezimin son iki gününü dalışla geçirmek için Kaş’a ulaştım. Karaburun’da dalış yaptığım bir hocamın önerisiyle gittiğim, 2019 yılında faaliyete başlayan Orfoz Dalış Merkezi’yle de böyle tanıştım.

Burada bir parantez açıp, dalışla ilgime kısacık bir değinmek istiyorum. 2012 yılında dalışa başlamış olsam da, hep güzel bir hobi olarak bakmış ve profesyonel anlamda pek düşünmemiştim. Genellikle dalış eğitimi aldığım ve hocamın olduğu Çanakkale bölgelerinde ve yaşadığım Marmara bölgesinde, aynı noktalarda oldukça fazla sayıda dalışım vardı. Bu yolculukta ise Karaburun, Sığacık, Fethiye, Marmaris ve birçok farklı yerde ardışık dalış yapma fırsatım oldu. Dalış yapmamın deneyimlediğimden çok daha keyifli ve farklı olabileceğini keşfettim diyebilirim.

Kaş’tan dönüşüm ve projenin oryantasyon eğitiminin başlangıcı aynı gün oldu. Zaten içten içe istemeyerek, yalnızca söz verdiğim için dönmüşken, henüz ilk eğitim gününde projenin başarılı bir iş olmadığını ve sağlıklı bir şekilde yürümeyeceğini fark etmeye başladım. Bir yandan da aklım gezdiğim tüm yerler arasında en çok beğendiğim, “burada yaşanır” diye düşündüğüm dalış cenneti Kaş’ta kalmıştı. İstanbul’da olmak istemediğimi düşünüp dururken, Karate Federasyonunun Çanakkale’de açıkladığı antrenörlük eğitimi, Kaş’a kısa bir gidiş için bahanem oldu.

İlk olarak antrenörlük kursu için eksik olan seminerlerimi tamamlamak adına, Ankara, Adana, ve Bursa gibi birkaç şehre seyahat edip gezdim. Seminerleri tamamlamamın ardından Çanakkale’ye geçmeden önce, dört günlüğüne Kaş’ta dalış yapacağım bir seyahat planım vardı. Önceki gidişim uzun ve yorucu, çadırda geçen bir yolculuğun son günleri iken, bu kez birkaç günü rahat geçirmek için otelde kalmayı tercih ettim. Sezon neredeyse bittiği için Kaş bomboştu ve bu hali beni daha da kendisine çekti. Şehir hayatının gerginliğinden uzak bomboş bir yerde her gün denize açılmak, dalış yapmak o kadar güzel geldi ki… Antrenörlük kademe eğitiminden vazgeçip, tam profesyonel dalış eğitimi almak için Kaş’ta kalmaya karar verdim. Tam bu dönemde bakanlığın projesinde işler hiç iyi gitmediği ve başlangıcı sürekli aksadığı için orada görev almaktan da vazgeçtim. Kararımdan bir gün sonra Orfoz Diving’in ilk Divemaster’ı olabilmek için Özgür Hoca ile beraber eğitime başladım.

Dalış kariyer yolculuğumu Scuba Scholl International (SSI) eğitim sisteminden planladık. Bir ay süren eğitimimde SSI’dan Diver Stress & Rescue, Science of Diving, Navigation, Enriched Air Nitrox, ve Deep Diving uzmanlıklarını aldım. Bu uzmanlıkların ardından da Reach Right ve Dive Guide eğitimlerimi aldım. Tabii bunlar buz dağının görünen kısmıydı. Bunların haricinde teknedeki bilumum işlerin, -brifinglerden tüp basmaya, kıçtan karadan malzeme bakımına kadar- bazılarını benim yapmam, bazılarına da yardımcı olmam gerekiyordu… Dürüst olmam gerekirse zor eğitimler, ama kendi adıma pek zorlanmadım diyebilirim. Yoğun ama çok keyifli geçen bir ay boyunca Kaş’ta olmaktan daha da keyif almaya başladım.

Bir aylık eğitim sona erdiğinde dalış profesyoneli olmuştum. Suya girip çıkmak artık çok basit geliyordu ve dalıştan çok daha fazla keyif alıyordum. Dalışın yanı sıra bir de teknenin miçosu oldum çıktım ki, o da sevdiğim diğer bir bölümdü. Dalışın haricinde, Orfoz’un diğer ismi Cahit kaptandan da tekne ve denizcilik üzerine birçok şey öğrendim. Mesleğim eğitmenlik olduğu için hedefimin dalış eğitmeni olmak olduğunu dalış hocamla paylaştığımda, bana acele etmememi, yoğun bir dönemde Divemaster olarak bir teknede iş yapmamı ve biraz pişmemi tavsiye etti. Bu tavsiyesini bizim branşımızda da aynı olduğu için mantıklı buldum ve 2020 yazında Kaş’a dönüp bir sezon geçirmeyi, sezonun ardından da eğitmenlik sınavlarına girmeyi kendime hedef belirledim.

Eğitim boyunca yoğunluk sebebiyle çok fazla düşünmeye zamanım olmadı ancak İstanbul’a dönüş zamanım yaklaştığında kafamda beni rahatsız eden birçok düşünce dolaşmaya başladı. Şehir hayatını kesinlikle istemediğim fark ettim. İstanbul’da hiçbir şey yapmadan geçen bir günde bile kendimi ne kadar tükettiğimi düşündüm. Sokağa çıktığımda hızla yürüyen, yüzlerinden gerginlik ve acele eksik olmayan insanları görmek istemediğimi, haberlerden ve popüler her türlü şeyden uzak kalmak gerektiğini ve dünyanın tüm saçmalıkları içerisinde huzurla yaşamak istediğimi anladım. Kendime, ciddi bir şekilde “acaba yapabilir miyim?” diye sorduğum ilk zamanlar bunlardı sanıyorum. Bir yandan İstanbul’da açmak istediğim spor salonu, diğer yanda delilikten kaçış…

Kaş’tan ayrıldığımda ilk olarak Marmaris’e gidip dalış yaptım ve sol koluma bir Newton dövmesi kondurdum. Ardından İstanbul’a döndüm ve döndüğüm ilk günde orada olmak istemediğimi anladım. Dönüşümün üçüncü gününün akşamında, neredeyse tüm gençlik yıllarımı geçirdiğim Zincir’de otururken, kolumdaki dalış saatim 98 saattir dalış yapmadığımı gösteriyordu. Saat 99 olduğunda düşüncelerim iyice derinleşmeye başlamıştı ve 99 saat dolup gösterge kaybolduğu anda Kaş’a gitmem gerektiğine karar vererek bilet aldım. Bu kararı verirken, “ne yapmam gerektiğine karar verene kadar olmak istediğim yerde olayım” diye düşünüyordum…

29 Ekim yoğunluğundan birkaç gün önce Kaş’taydım. Birçok yer için sezon kapanış tarihi bu olduğundan güzel bir yoğunluk vardı. Her yer dolu olduğu için de birkaç günlüğüne pansiyona yerleştim ve eğitim aldığım Orfoz Diving’te kendimi ilerletebilmek adına gönüllü olarak asistanlık yapmaya başladım. Dalış liderliği, kıçtan kara, brifing vb. akla gelen her şeyi elimden geldiğince yapıp akşamları da tüp basıyordum…

Benim terapi dönemlerim bol alkollü ve dağınık geçiyor. Bu dönem de benim için bir terapi süreci gibiydi. Gündüz teknede dalış yapıyor ve işlere yardımcı olurken akşamları tüp basımı bitince biraz eğlenip kendimi dağıtıyordum. Kafamın bir köşesinde de ufak ufak ne yapmak istediğime dair fikirlerin filizlenmesine izin veriyordum. İlk etapta yalnızca bir ay kalıp dönecekken, bu filizlenme süreci uzamaya başladığında Aralık ayında da Kaş’ta kalmaya karar verdim. Kış aylarını İstanbul’da geçirip yazın yeniden dönmeyi düşünüyordum. Bunun tek sebebi de ciddi anlamda hayatım diyebileceğim şeyi, karateyi özlemiş olmamdı…

Kaş’ta karate kursu açmak her zaman aklımda vardı ancak özel olarak bir yer tutmak ne yazık ki imkansıza yakın görünüyordu. Bir ihtimal Gençlik Sporla ya da Halk Eğitim desteğiyle bir kurs açabilmekti. Çok fazla insan tanımadığım için Kaş’ın potansiyelini tam olarak bilmiyordum ve bunun olup olmayacağı konusunda da epey kararsızdım. Kimseden bir şey istemeyen bir yapım olduğu için de, bu yönde bir şey sormayı aklımdan bile geçirmiyordum derken, Aralık ayının sonlarına doğru bu yönde bir adım tanıdığım kişilerden bana doğru atıldı. Gerçekten mutlu oldum ve “denemeye değer” diye düşündüm. Henüz kesin birşey yokken bile kış aylarını da Kaş’ta geçirmeye karar vererek kendime şunu söyledim: yaza kadar bir düzen kurabilirsen, buraya yerleşirsin.

Yıl sonu geldiğinde terapi dönemim sona ermişti ve bir ümitle beraber kafamdan not defterime akmış birçok proje vardı. Olursa yeni yılda bunları Kaş’ta hayata geçirmek istiyordum. Olmazsa da, İstanbul’a saklayacaktım…

Ve Şimdi…

Yılın ilk günleri planlama ve koşturmayla geçti. Ve nihayet, Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğünün desteğiyle Kaş’ta karate kursu başlatacağım kesinleşti. Burada kalmaya karar veriş maceramı yılın ilk gününde paylaşmayı düşünüyordum ancak bu güzel haberi beklemek istedim. Her şey yolunda giderse ve kendimce bir düzen sağlayabilirsem burada yaşamak istiyorum… Zamanımı planlı kullanırsam, burada bolca boş vaktim oluyor. Ocak ayı itibariyle, gündüz saatlerinde bakım için karaya çekilen teknenin işlerine yardımcı oluyorum. Geri kalan zamanımı da blog yazarak ve hatta videolar çekip paylaşarak değerlendirmem için hiçbir engelim yok diyebilirim. Yeni yıl itibariyle buraya yeniden dönüp bir şeyler yazmak projelerimden bir tanesiydi. Bu başlangıç olsun… Uzun bir aradan sonra, Merhaba Dünya!

Bu uzun yazı aylarca süren bir yolculuğun kısa bir anlatımıydı. Yolculuk boyunca hissettiklerimi ve düşüncelerimin şekillenişini böylesine kısa bir yazıda anlatmam neredeyse imkansız. Bu yüzden belki çok basitçe “gittim, döndüm, kaldım” fiilleri içeriyor olabilir ancak söylemek isterim ki o fiillerin her biri birçok düşünceden oluştu. Her birinden kısa bir öykü çıkarabileceğim öylesine anlarım oldu ki… Koştum, daldım, ağladım, kanadım, bağırdım, şarkı söyledim, korktum, güldüm, sevdim, aşık oldum… Belki gelecekte yazacaklarıma bunlardan birer parça koyabilirim.

Bir Cevap Yazın