Yolculuk

Yolculuk, hayatımı en güzel özetleyen kelimelerden bir tanesi sanırım. Her insan gibi, ben de kendime belirlediğim bir hedefe doğru yol alıyorum. Çoğu zaman iyi, kötü yol arkadaşlarım oluyor, bazen de yalnız yürümek zorunda kalıyorum. Öyle ya da böyle, gücüm yettiği kadar yürüyorum işte…

Sizi bilmem ama ben bazen, kendime “ben buraya nasıl geldim?” diye soruyorum, “çizdiğim rotadan nasıl bu kadar şaştım?” diye düşünüp duruyorum. Her seferinde, yaptığım ufak hataların yol uzadıkça ciddi boyutlara ulaştığını fark ediyorum. Araba sürmek gibi aynen, direksiyonu azıcık kırdığımızda hemen yoldan çıkmıyoruz, birkaç metre sonra çıkıyoruz ya… Bu da tam olarak aynı… Yol uzadıkça açı büyüyor…

Hatalarımdan bahsetmeyeceğim. Nasıl yaptığımdan, neden yaptığımdan da dem vurmayacağım. Yalnızca, yolculuğumun geri kalanında, hedefimden uzaklaşmamam için aklımdan çıkmasını istemediğim üç şeyi not alacağım. Bunlar, uzun zamandır üzerlerine epeyce düşündüğüm şeyler.

Özbilinç diye bir şey vardır, bilir misiniz? Farkındalık odağı başkalarından kendimize doğru kaydığında ortaya çıkar ve hatalarımızı fark etmemizi sağlar. Kısacası, kendimizi sorgulama mekanizmamızın tetikleyicisidir. İşte fark ettim ki, onu ne kadar çok geliştirirsem o kadar az hata yapıyorum. İnsan, doğruyu, yanlışı sorgulamadan önce kendisini sorgulamalıymış. Yoksa doğrunun doğru, yanlışın yanlış olduğundan emin olması doğruluğundan değil, kibrinden olurmuş…

Yolumuzu belirleyen, bize kararlar aldıran şey ruhumuz olsa da beden diye bir şeye sahip olduğumu da asla unutmamalıyım. Anlık zevkler uğruna onu yıpratmamalı, her zaman zinde tutmalıyım. Sonuçta, o olmazsa yolculuk olmaz. Hem, beden zinde olursa akıl ondan geri kalır mı hiç?

Karar verme mekanizması geriye doğru işlediğinde, ortaya pişmanlık denilen kocaman bir şey çıkıyor. Düşünmeden bir şey  yapıp pişman olduktan sonra düşünmeye başladığım çok oldu. Bunu neden yaptığıma dair bir cevap da veremiyordum çoğu zaman. Tolstoy’un söylediği, durumundan hoşnut olmayan ama aklından hoşnut olan insanlardandım. Artık böyle olmamak gerek. Durumumdan hoşnut olmadığımda, o durumdan kurtulmak için aklını geliştirmeliyim.

Yol hiç bitmez, uzar gider 
Başladığı kapıdan 
Az gittik uz gittik ama 
Gücüm yettikçe yola devam 
Bacaklarım yorulsa da 
Yürürüm varana dek anayola 
Yollarla işler birleşir orada 
Bilmem yolculuk sonra ne yana …

Öyle şeyler yapın ki, yarın bir gün geriye dönüp baktığınızda, yeniden ileriye bakabilmeniz için bir sebep bırakın kendinize…

Bir Cevap Yazın