American Animals – Amerikan Soygunu (2018)

BAFTA ödüllü yönetmen Bart Layton’un 6 yıl aradan sonra yönetmen koltuğuna oturduğu son filmi American Animals, 2004 yılında Kentucky’de dört gencin gerçekleştirdiği gerçek bir sanat soygununu konu alıyor. Uzun diyalog sahneleriyle bazı bölümleri izleyiciyi zaman zaman bıkkınlığa uğratsa da, deneysel çekim teknikleriyle dolu başarılı görüntü yönetmenliğiyle filmin ikinci yarısında büyük bir gerilim yaşatıyor

Hikayemiz, Transilvanya Üniversitesi’nin sanat bölümünde okumaya başlayan Spencer Reinhard (Evan Peters) isimli bir gencin, üniversitenin özel kütüphanesine düzenlenen tur sırasında John James Audubon‘un ünlü resim kitabı The Birds of America‘yı görüp etkilenmesiyle başlıyor. Yalnızca bir kütüphane görevlisi tarafından korunan kitaptan ufak tefek hırsızlıklar yapan asi arkadaşı Warren Lipka‘ya (Barry Keoghan) bahsetmesiyle, ikilinin kafasında kütüphanedeki özel kitapları çalabilecekleri fikri ortaya çıkıyor.

Başlangıçta hayatlarını değiştirecek asi bir girişim, basit bir soygun olarak gördükleri ve ne kadar eyleme geçirebilecekleri şüpheli olan soygun planı, gün gün geçtikçe daha ciddi bir hal almaya başlıyor. Warren’in çalacakları kitaplar için alıcı bulmasıyla soyguna karar veren ikili, Chas Allen (Blake Jenner) ve Eric Borsuk (Jared Abrahamson) isimli iki arkadaşlarını daha plana dahil ederek artık neredeyse kaçınılmaz olan soygun girişimine hazırlanmaya başlıyor.

Amerikan tarihinin en büyük hırsızlıklarından birisi olacak bu sanat soygununa karar verirken, gençlikleri ve tecrübesizlikleri sebebiyle üzerinde yeterince düşünmedikleri, farkında olamadıkları şey, soygun başarılı olsun ya da olmasın bu girişimin hayatlarında nelere mal olabileceğinin kaçınılmaz gerçekliği oluyor. Soygun anına geri sayımda sona yaklaştıkça, hem iç dünyalarında hem aile yaşamlarında büyük bir stres ve gerilim yaşamaya başlıyorlar.

Bir yandan basit bir iş olarak gördükleri soygunda, tek sorunun yalnızca bir kadın görevliyi etkisiz hale getirmek olması bile, hiçbiri ciddi bir suça bulaşmamış karakterleri çok zor bir kararla ve hesaplaşmayla baş başa bırakıyor. Karakterlerin hayatın bütünlüğüne, başarı kavramına ve geleceklerine dair yaptığı diyaloglar da biraz uzatılmış olsa da derinliğe sahip fikirler içeriyor. Uzun diyaloglardan sıkılmayacak belgesel severler için izlenebilecek bir film olduğunu düşünüyorum. 2018 yılında İngiliz Bağımsız Film Ödülleri’nde aday olduğu 11 dalda en iyi senarist ve kurgu ödüllerini kazanarak dikkatimi çekmiş ve izlenilecek filmler listeme girmişti. Filmi genel anlamda beğensem de, ilk yarısı biraz beklentimin altında kaldığını da belirteyim. Puanım 6/10.

Bir Cevap Yazın