Kategoriler
Film

Breaking Surface (2020)

İki kardeşin yaşadıkları dalış kazası sonucu hayatta kalma mücadelesini konu alan Breaking Surface, yönetmen ve senarist Joachim Heden‘in su altında dalıcılara stres ve gerilim yaşatabilecek şeyleri doğru bir şekilde tespit edip işlediği senaryosuyla öne çıkıyor.

Değerlendirme: 6 / 10.

Son yıllarda dram filmleriyle öne çıkan İsveç sinemasından alışılmadık tarzda bir gerilim filmi olarak dikkat çeken Breaking Surface, iki kadın karakterin sportif dalış maceralarında yaşadıkları kaza sonucunda su altındaki hayatta kalma mücadelelerini konu alıyor. Küçük yaştan beri anneleriyle beraber dalış yapan üvey kız kardeşler Ida (Moa Gammel) ve Tuva‘nın (Madeleine Martin) Noel’den birkaç gün sonra dalış için yeniden bir araya gelmesiyle başlayan hikayede, Tuva sanayi dalgıçlığı yapan soğukkanlı bir karakterken, Ida evliliğinde boşanma noktasına gelmiş, duygusal olarak kırık durumda olan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Annelerinin hasta olması sebebiyle dalışa beraber giden ikili, dalışlarının sonuna doğru beklenmedik bir olay yaşıyor; dalış yaptıkları bölgeye yüzeyden düşen büyük bir kaya, Tuva’nın denizin 33 metre altında sıkışmasına sebep oluyor. Kardeşini kurtarmak için büyük bir mücadeleye giren Ida’nın stresle mücadelesi ve verdiği kararlar, izleyiciye büyük bir gerilim yaşatacak kadar delilik barındırıyor. Bu delilik bazen doğru kararlarından, çoğu zamansa stresle verdiği yanlış kararlardan geliyor…

Senarist ve yönetmen Joachim Heden, su altında bir dalgıca stres ve gerginlik yaşatacak her etkeni film için doğru bir şekilde seçerek işlemiş. Mağara dalışı (kapalı ve dar alan), havasızlık, soğuk ve elbette ki çoğu kişinin vurgun olarak bildiği dekompresyon hastalığı bir araya geldiğinde normal bir izleyici için büyük bir gerilim yaşatacak film oluşmuş. Normal bir izleyici diyorum çünkü, filmin her ne kadar gerçekçi çekildiği söylense de başlangıç seviyesi dalış eğitimi almış bir kişinin bile fark edebileceği birçok yanlış bilgi ve uygulama içeriyor. Filmin ilk su altı sahnesindeki palet vuruşunda fark ettiğim acemiliği merak edip araştırdığımda, oyuncuların üç günlük temel seviyede bir dalış eğitiminin ardından çekimlere başladığını ve su altı çekimlerinin üç haftada tamamlandığı bilgisine ulaştım. Yüzey çekimleri de bir o kadar kısa sürmüş.

Kısa sürede çekilmiş olmasına rağmen seksen dakikalık filmin hem su altı hem de su üstü çekimleri görsel olarak çok kaliteli manzaralar içerdiğini söylemeliyim. Suda geçen bölümlerin çekimleri Brüksel’de bulunan ve dünyanın en büyük su stüdyosu olma özelliği taşıyan Lites Water Stage’de yapılırken, geri kalan, doğal güzelliklere ve atmosfere doyduğumuz yüzey çekimleri ise Norveç’te bulunan Lofoten adasıyla İsveç’in Strömstad ve Göteborg kentlerinde tamamlanmış. Açıkçası, ben izlerken film boyunca detaylara takıldım durdum ama bir yandan filmin atmosferine ve su altında yapılan gerçekçi çekimlere, bir yandan da üç kadın oyuncu üzerinden bir hayatta kalma filmi çekilmesine saygı duymadım değil. Bunun bir sinema filmi olduğunu, yönetmenin filmi kendince daha iyi yapabilmek için fizik kurallarını kişiye göre esnettiğini bilsem de, bu konudaki bilgim sebebiyle tam anlamıyla objektif bir bakış yapamıyorum. Bu yüzden referansımı filmi beraber izlediğim ve çok gerilen annem üzerinden alarak durumu biraz dengelemeye çalışıyor ve bu filmi ilgi duyuyorsanız izleyin olarak değerlendirip, puanını bu yönde veriyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir