Kategoriler
Film

Take Me Somewhere Nice – Beni Güzel Bir Yere Götür (2019)

Bosna asıllı yönetmen Ena Sendijarevic’in ilk uzun metrajlı filmi olan Take Me Somewhere Nice, hasta babasını görmek için Hollanda’dan Bosna’ya giden genç bir kızın yaşadığı yerden ilk ayrılışını anlatırken, göçmenlik ve aidiyet kavramlarını basit diyaloglarla derinlemesine işliyor.

2019 yılında İstanbul Film Festivali’nin de aralarında bulunduğu birçok festivalde gösterilen ve çeşitli ödüllere aday olan -bazılarını kazanan- Take Me Somewhere Nice, Alma (Sara Luna Zoric) isimli bir kızın, doğduğu ve göç etmek zorunda kaldıkları Bosna’ya yaptığı yolculuğun öyküsünü anlatıyor. Küçüklüğünde annesini ve kendisini terk eden babasının hasta olduğunu öğrenen Alma, onu görmek için Bosna’ya döndüğünde, annesinin ayarlaması üzerine serseri kuzeni Emir’de (Ernad Prnjavorac) kalmaya başlıyor.

Şehirle ilgili hiçbir bilgisi olmayan Alma, büyük bir sabırsızlıkla babasını görmek için çabalarken, Emir’in kendisine yardımcı olmayışı sebebiyle uzun süren bu zaman diliminde, Emir’in arkadaşı Denis (Lazar Dragojevic) ile olan birlikteliği başta olmak üzere kendisini keşfetmesini sağlayan birçok şey yaşıyor. Bu keşfedişin arkasında, Alma’nın sürekli telefonda konuştuğu ve olan biteni anlatarak hesap verdiği annesi üzerinden, kontrol altında yetiştiğini ve ilk kez kendi başına karar alabileceği büyük bir yolculuğa çıktığını anlıyoruz.

Film, anlatmak istediği her şeyi, Alma’nın diğer iki erkek karakterle arasındaki ilişki üzerine kuran bir senaryo yapısına dayandırıyor. Alma’nın babasının kaldığı hastaneye gidebilme mücadelesi boyunca süren ilişkilerde, Emir ne istediğini bilen gerçekçi ve güçlü bir karakter olarak görünürken, Denis kararsız ve güçsüz yönlere sahip, Alma’ya Hollanda’ya gidebilmek için yanaşan bir karakter olarak kendisini belli ediyor. İkisi arasında ise Denis’in Emir’in bir yardımcısı, onun altında birisi olması haricinde ciddi bir diyalog ya da ilişki bulunmuyor.

-Tabii ki hayır. Burası benim ülkem.

-Milliyetçisin yani.

-Ne dedin sen?

-Dedim ki milliyetçisin.

-Vatanseverim.

-Ne fark var arada

-Biri nefret üzerine kuruludur, diğer ise sevgi.

Take Me Somewhere Nice (2019)

Alma ise bir yandan bu iki karakterden de etkilenirken, diğer yandan her yönden bağımsız, kendisini keşfettiği için ne yapacağını bir an olsun bile kestiremediğimiz bir yapıya sahip. İki erkekle kurduğu her diyalogda aslında bir şeyler öğreniyor ve izleyici de bu diyaloglarda yönetmenin vermek istediği mesajları alıyor. Diğer yandan ise davranışlarıyla kararsız ve gelişmemiş kişiliğini ortaya koyarak, izleyiciye sürekli bir “şimdi ne yapacak?” sorusu sorduruyor.

Ena Sendijarevic, film boyunca izleyiciyi tetikte ve merakta tutan bir yapı oluşturan bu kararsızlık halini, karakterlerin diyaloglarından kamera açılarına kadar birçok başka etkenle de destekleyerek kendine özgün diyebileceğimiz bir yön ortaya çıkarmış. Karakterler bir yandan aceleci davranırken ve konuşurken, diğer yandan her cümle öncesindeki duraklamarıyla izleyicide ciddi bir sabırsızlık yaratıyor. Onları ekranın en az dikkat çekici yerinde, pastel renkler içerisinde büyük bir biçimde gösteren kamera kullanımın da aynı etkiyi yarattığını söyleyebilirim.

Filmde hoşuma giden şeyleri ayrı ayrı değerlendirdiğimde her biri oldukça etkileyici görünse de, hepsinin bir bütün olarak bir araya getirilmesinin yetersizliği, izlerken zihnin birden fazla parçaya ayrılmasına sebep oluyor. Dennis ile Emir arasındaki ilişkinin yüzeyselliği ve aslında her şeyi diyaloglar ile başarıyla anlatırken Alma’yı gereksiz eylemlere sokması yönetmenin hatalarının en önemlileri olmuş diyebilirim. Bir yandan göçmenlik ve aidiyet üzerine bir şeyler anlatıp, diğer yandan genç bir kızın cinsel keşfini göstermek bir araya getirmesi çok zor iki uçken, bunu denemeye kalkışmak ilk uzun metrajlı film için büyük cesaret olsa da Ena Sendijarevic bunu başaramamış. Hem bu yüzden hem de oyuncuların düşük performansı sebebiyle aslında başlangıcında ilgi çekici bulduğum filmden beklediğim yoğunlukla bir tat alamadım. Puanım 6/10

Bir Cevap Yazın