Kategoriler
Film

Exit Through the Gift Shop – Çıkışlar Hediyelik Eşya Dükkanından (2010)

Dünyanın en ünlü sokak sanatçılarından Banksy’nin hazırladığı Exit Through the Gift Shop, Banksy’nin belgeselini hazırlamak isteyen Thierry Guetta’nın, sokak sanatçısı Mr. Brainwash’a dönüşümünü komik bir dille anlatırken, aslında modern sanat kavramına ve insanların sanat algısına ciddi bir eleştiride bulunuyor.

Değerlendirme: 9 / 10.

2010 yılında Sundance Film Festivali’nde prömiyeri yapılan Exit Through the Gift Shop, en iyi belgesel dalında Oscar ödülü başta olmak üzere birçok ödüle aday gösterilmiş, bazılarını da kazanmış sıradışı bir yapım. Bansky’nin kendisinin belgeselini yapmak isteyen kişinin belgeselini yapması olarak ortaya çıkan filmle ilgili olarak, bu durumun kurgu olduğunu iddia edenler olsa da, henüz ortada kanıtlanmış bir durum yok. Kendi adıma, Thierry Guetta’nın takıntısının ve görüntü arşivinin gerçekliğinde, geri kalan şeyler kurgu olsaydı, ortaya çıkan bütün bu kadar güzel olmayabilirdi düşüncesindeyim. Banksy’nin film sonrası bir röportajında, filmin gerçekliği sorulduğunda verdiği “evet” cevabını doğru kabul etmek en güzeli sanırım.

Bir filmde birden fazla konuyu derinlemesine işleyebilmek ve daha da önemlisi izleyiciyi düşündürüp bunları kavrayabilmesini sağlamak en usta yönetmenler için bile oldukça zor bir girişim. Exit Through the Gift Shop’ta ise daha önce hiçbir yönetmenlik deneyimi olmayan Banksy’nin bunu ustalıkla yaptığına tanık oluyor ve şaşırıyoruz; filmi üç ayaklı bir masa gibi oluşturmuş ve hiçbir ayağında masanın dengesini bozacak bir eksiklik yok. Thierry Guetta’nın Mr. Brainwash’a dönüşümünü izlerken, bir yandan sokak sanatının arka planını görüyor, bir yandan da modern sanatın ne olup olmadığı konusunda somut örneklerle düşüncelere sevkediliyoruz.

Mr. Brainwash‘a dönüşerek masanın ilk ayağı olan ve 2009 yılında Madonna‘nın Celebration isimli albümünün kapağını tasarlayacak kadar ünlenen sokak sanatçısı Thierry Guetta, seksenli yıllarda Amerika’ya yerleşerek giyim dükkanı açan Fransız bir göçmen. Çocukluğunda yaşadığı bir travmaya dayandırdığı anı kaydetme takıntısıyla, kamerasını elinden düşürmeyen bu adam, ailesiyle ve çevresiyle geçirdiği her anı kaydedip arşivliyor. Belgeseldeki konuşmalarından da açık bir şekilde anlaşılacağı üzere, bu takıntısının etkisiyle oluşan biraz değişik bir kişiliği var diyebilirim.

Bu değişik adam, 1999 yılında ailesini ziyaret etmek için Fransa’ya döndüğünde, kuzeni Invader ile yolları kesişiyor ve kendisini bambaşka bir dünyanın içerisinde, kimliklerini gizleyerek sanat yapan sokak sanatçılarının arasında buluyor. O yıllarda Space Invaders projesini yeni oluşturmaya başlayan Invader’ın geceleri sokaklarda yaptıklarını kayda almaya başlayan Thierry, bu heyecan verici işi seviyor ve kuzen bağlantısından yola çıkarak aralarında Andre Saraiva, Zeus ve Shepard Fairey gibi isimlerin de olduğu birçok sokak sanatçısı ile tanışıyor. Onlarla geçirdiği her anı kamerasına kaydederken, dikkat çekmemek adına bu görüntüleri sokak sanatçıları üzerine bir belgesel hazırlamak amacıyla çektiği yalanını uyduruyor.

Goebbels’in “yeterince büyük bir yalan söylersen ve tekrar etmeye devam edersen, insanlar buna inanmaya başlayacaktır” sözlerinin bir yansıması gibi sürekli bunu söyleyen Thierry, farkında olmadan bir süre sonra bu yalana kendisi de inanmaya başlıyor. Yıllar boyunca bir belgesel yapmak amacıyla sokak sanatçılarını kaydedip dururken, elinde bu sanat akımına ve gölgelerdeki sanatçılara dair eşsiz bir kaynak oluşmaya başlıyor ama o hep bir şeylerin eksik olduğunu, daha fazla görüntüye ihtiyacı olduğunu söyleyerek devam ediyor. En büyük arzusu da, kimsenin ulaşamadığı ünlü sokak sanatçısı Banksy’yi koleksiyonuna katmak oluyor…

Gün geliyor ve Thierry’nin yolları Banksy ile kesişiyor. Ondaki bu engin görüntü arşivinin değerini anlayan Banksy, Thierry’yi belgeseli konusunda destekleyip birçok çalışmasında yanında olmasına izin veriyor ama bir gün geldiğinde, onun belgesel yapmak konusunda hiçbir şey bilmediğini anlıyor ve olaylar gelişiyor. Thierry, Banksy’nin yüreklendirmesiyle Mr. Brainwash olarak sokak sanatına adım atıp, Life Is Beautiful isimli büyük bir sergi açmayı planlarken, Banksy’de ondan aldığı görüntüler ile bu belgeseli hazırlıyor. Yani tam olarak belgeselini yapmak isteyen kişinin belgeselini yapmış oluyor.

Hikayenin detaylarına spoiler vermemek için girmek olmaz. Rollerin nasıl değiştiğini ve bir adamın kısa bir sürede yaptığı eserlerle nasıl dünyanın en ünlü sokak sanatçılarından birisi olarak kabul edildiğini izleyerek görmelisiniz. Bunu gördüğünüzde, Thierry gerçek bir sanatçı olup olmadığını sorgulamaya başlıyorsunuz. Bir modern sanat sergisi açmak ve bu sergiye büyük bir ilgi olması onu bir sanatçı yapıyor mu? Belgeselde ortaya çıkışını gördüğümüz eserler için birer “sanat eseri” diyebilir miyiz? Tüm bunlar, -yukarıda da değindiğim üzere-, birinci ayağını Thierry’nin hikayesinin oluşturduğu masanın ikinci ayağı; “modern sanat” kavramına ve insanların sanat algısına ciddi bir eleştiri…

Masanın üçüncü ayağı ise, sokak sanatının geçmişine ve arka planına eşsiz görüntülerle bir bakıştan oluşuyor. Birçok ünlü sokak sanatçısının çalışmalarının oluşumunu görüyor ve bu kültürün yıllar içerisinde nasıl geliştiğine tanıklık ediyoruz. Eserlerini nasıl hazırladıkları, kimliklerini nasıl gizledikleri ve polislerle nasıl mücadele ettikleri bu hikayenin içerisine yedirilmiş bir şekilde izleyiciye anlatılıyor. Bu üç ayağın dengesinde, Exit Through the Gift Shop, komedi unsurları içeren, izlemesi oldukça keyifli bir belgesel olarak karşımıza çıkıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir