Kategoriler
Film

Climax (2018)

Gaspar Noe’nin 1990’larda Fransız bir dans grubunun yaşadığı gerçek bir olaydan yola çıkarak kaleme aldığı ve yönetmenliğini yaptığı Climax, izleyiciyi bir çılgınlığın tam ortasına çeken, bir karakterden başka bir karaktere durmaksızın sürükleyen ve delilik dolu bir gerilim yaşatan güçlü bir yapım.

Değerlendirme: 8 / 10.

1990’lı yıllarda Fransız bir dans grubunun prova sonrası gerçekleştirdiği bir partide, alkollü içeceklerine LSD karıştırılmış. Şehir efsanesi olması da muhtemel olan, Gaspar Noe‘nin gençliğinden aklında kalan bu olayın başka herhangi bir detayı bulunmuyor. Bu hikayeye takıntılı olan yapımcısı Serge Catoire, 2017 yılının Aralık ayında hikayeyi filme dökme fikrini ortaya attığında, müzikal sevmeyen ancak dansa ve dansçılara bayılan Noe, filmi ilk olarak bir belgesel çerçevesinde düşünmeye başlamış; amacı bu olaydan yola çıkarak dansçılar üzerine bir belgesel çekmekmiş. Ocak ayındaysa, belgesel fikri bir kenara bırakılıp, filmin dans ve delilik dolu bu hali bir anda gündeme getirilmiş.

Tüm proje çok hızlı gerçekleşti. Filmin kadrosuna ve hazırlığına Ocak ayının başında başladık ve bir ay sonra Paris’in bir kenar mahallesinde, terk edilmiş bir okulda çekim yapıyorduk. Şimdiye kadar yaptığım en eğlenceli ve hızlı çekimdi. Gurur duyuyorum çünkü çoğunlukla doğaçlamaydı. İkinci bölüm anlatım açısından karanlık olsa bile, yine de komik bir film.

Gaspar Noe

Filmin yeni haliyle şekillenmesi, senaryosunun yazılması, oyuncuların ve ekibin bir araya getirilip çekimlere başlanması ise bir ay kadar kısa bir sürede gerçekleşmiş. Beş sayfalık, hikayenin akışına yönelik yazılan bir senaryo haricinde Noe, filmin genelinde oyuncuların doğaçlama yapmalarını istemiş. Oyuncu diyoruz ama, bu doğaçlamaları yapan, filmde yer alan dansçıların ikisi hariç hiçbirinin geçmişinde oyunculuk deneyimi de bulunmuyor. Sofia Boutella (Selva) ve Souheila Yacoub (Lou) hariç hepsi sıra dışı ve dansçılar olarak seçilmişler ve üstelik profesyonel dansçı bile değiller. Beraber yaptıkları tek çalışma da, filmin açılış sekansında yer alan koreografi için birkaç gün çalışmak olmuş.

Tüm çekimleri Paris’in bir kenar mahallesinde, terk edilmiş bir okulda 15 günde tamamlanan filmin son set günlerinde, Serge Catoire‘nin filmde dansçıların çok az konuştuğunu söylemesi üzerine Noe, dansçılar ile röportajlar çekmeye başlamış. Başlangıçta kullanıp kullanmama konusunda emin olmadığı bu röportajları çekerken, bir karakterden yalnızca senaryoya yön verecek birkaç cümle söylemesini istemiş. Bunun haricindeki tüm röportajlarda, dansçılara filmin 1995 yılında olduğunu ve karakterlerini canlandırdıklarını hatırlatarak sorular sormuş.

Bu röportaj sahneleri ile kurguya girdiğinde ise, filmin görüntü oranı 2:35 ile doksanlı yılların formatı 1:33 arasındaki çelişkiyi aşmak için görüntüyü en sevdiğim filmler ve kitaplar ile zenginleştirmeye karar vermiş. Daha sonra filmin açılışına yerleştirdiği bu kurguda, bir yandan eski bir televizyonun içerisinde farklı kimliklere sahip dansçıların sorulara verdikleri cevapları dinliyor, bir yandan da Gaspar Noe’nin kişisel arşivinden seçkilere tanıklık ediyoruz. Filmlerden Eraserhead (1977) ve Salò o le 120 giornate di Sodoma (1975), kitaplardan ise Les paradis artificiels (Yapma Cennetler), Par-delà bien et mal (İyinin ve Kötünün Ötesinde) ve De Profundis benim gözüme ilk takılanlar oldu.

Bu röportajların ardından film, Cerrone‘nin Supernature parçası eşliğinde, altı dakikalık oldukça harika bir dans sekansıyla, Step Up (2006) filmleri tarzında bir açılış yapıyor ve bir başarının meyvesi gibi görünen, birbirinden çok farklı karakterlerin yer aldığı bir kutlama ortamını yansıtmaya başlıyor. Kameranın küçük gruplar halindeki karakterler arasında durmaksızın seyahat ettiği bu bölümde, diyaloglar aracılığıyla onlara ve aralarındaki ilişkiye dair fikirler edinmeye başlıyoruz. Ancak her şeyin olumlu gittiği bir anda, içerisinde LSD bulunan sangrialar etkisini göstermeye başlıyor ve film bir anda eğlenceli yapısından çıkıp, güçlü bir gerilime dönüşüyor.

Bu değişim hakkında Gaspar Noe, filmin tıpkı Babil Kulesi’nin hikayesi gibi, beraber bir şeyler yaratan ve ikinci yarıda başarısız olan insanlarla ilgili olduğunu söylüyor; “insanoğlu büyük şeyler yaratabilir ve sonra alkolün etkisiyle ya da bir kazayla, her şey düşer” diyor ve gerçekten de filmde her şey bir anda düşmeye başlıyor. Müzikle, dansla, eğlenceyle, kapıları kapalı, güvenli bir parti alanı olarak alttan alta beynimize işlenen salon bir anda tımarhaneye dönüşüyor. Hiç beklemediğimiz bir şekilde, kendimizi kırmızı, mavi ve yeşil ışıklarla aydınlatılmış koridorlarda kamerayla beraber karakterlerin peşinden sürüklenirken buluyoruz…

Doğaçlama gelişen yapısıyla, gerilim dozunun hızla arttığı ve bir noktada final yaptığı Climax için, Gaspar Noé filmleri içerisindeki en farklı film diyebilirim. Aslında biraz Irreversible (2002)‘a benziyor ama ondan çok daha delilik dolu bir yapım. İzleyiciyi hipnotize ederek içerisine almayı ve kamera kullanımıyla yaratılan deliliğe ortak etmeyi de çok iyi başarıyor. Diğer filmlerine nazaran daha az pornografik içerik barındırıyor olsa da, onlardan çok daha fazla rahatsız ediyor. Doruğun sadece seks olmadığını görüyoruz.

Filmde ciddi anlamda beğenmediğim en önemli şeyler ise, bazı bölümlerin görsel olarak gerçekten çok rahatsız edici oluşu ve bazı konuların ısrarla üstüne gidilmesiydi. Görsel rahatsızlıktan kastımın, içeriğin değil, görüntünün rahatsızlık verici olması olarak açıklasam daha anlaşılır olur sanırım. Kameranın ters dönüp dolaştığı bir bölüm var ki, ışık ve atmosfer ile beraber gerçekten rahatsız olup, ekrana bakmak bile istemeyebilirsiniz. Israr edilen konulardan kastım ise bazı karakterlerin isteklerinin üzerine fazlaca duruluyor olmasıydı ki, bu da çok kasıtlı yapıldığı için biraz sırıtıyordu. Yine de bu eksileri artılar ile topladığımızda Climax, aykırı filmlerden, müzikten ve danstan hoşlananlar için kaçırılmaması gereken bir yapım.

Bir Cevap Yazın