Kategoriler
Film

Le Redoutable – Godard ve Ben (2017)

Anne Wiazemsky’nin Jean-Luc Godard ile beraber olduğu döneme dair kaleme aldığı ikinci kitabı Un An Après (Bir Yıl Sonra)’den uyarlanan film, Fransız yeni dalga (Nouvelle Vague) akımının en etkin yönetmenlerinden Jean-Luc Godard’ın, 1968 Mayıs olaylarındaki değişimine de dokunuyor olmasıyla dikkat çekici olsa da başlangıçtaki yüksek temponun ve akıcı diyalogların zaman ilerledikçe zayıflaması, filmi izlemesi zor bir yapıma dönüştürüyor.

Değerlendirme: 5 / 10.

Anne Wiazemsky, Jean-Luc Godard ile olan birlikteliği hakkında iki kitap yazdı. 2012 yılında yazdığı ilk kitabı Une Année studieuse (Stüdyo Yıllları), ilişkilerinin başından 1967 yılına kadar Gaulle’cü bir ailede yetişen, kariyerini planlayan ve kuşağının en ünlü film yapımcılarından biri olan Godard’ı anlatıyordu. 2015 yılında yazdığı ikinci kitabı Un an après‘de (Bir Yıl Sonra) ise, hikayeyi kaldığı yerden, 1967 yılından alıp, 1968 Mayıs olaylarında götürüp, Godard’ın yaşadığı krizi, radikalleşmesini ve tüm bunların sonucunda dağılan evliliklerini anlattı.

Sinemanın sessiz olduğu döneme saygı duruşunda bulunduğu The Artist (2011) filmiyle büyük beğeni toplayan yönetmen Michel Hazanavicius, tesadüf eseri okuduğu Un an Après‘yi komik bulmasının yanında, özgünlüğünden, basitliğinden ve içerdiği seksilik ile bir arada bulunan hüzünden çok etkilenmiş. Anne Wiazemsky’yi telefonla arayıp kitabın sinema uyarlaması için onu ikna etmesi, kitaptaki mizahi yönü beğenmesi sebebiyle çok da zor olmamış. Uyarlayarak yazmaya başladığı senaryoda amacı, Godard hakkında bir film yapmaktan ziyade, ikilinin arasındaki ilişkiye sadık kalarak bir aşk filmi yaratmakmış.

Trene binmek zorunda kaldım ve o sırada okuduğum kitabı unutmuştum. İstasyonda kitap aradım. Un an après’yi buldum ve okuduktan sonra hemen bir Godard filmi izledim.

Michel Hazanavicius

Hazanavicius, Louis Garrel‘ın Godard’ı, Stacy Martin‘in ise Anne Wiazemsky’yi canlandırdığı filmi çekmeye başladığında, yapmak istediği film için hem kitaptan uzaklaşmak hem de gerçek Godard’ı bir kenara bırakmak zorunda kalmış. Buna gerekçe olarak da, filme boyutunu veren şeyin, Godard değil, aşk hikayesi olduğunu söylüyor; yönetmene göre bu film Godard ya da Godard’ın sinemasıyla ilgili değil. Filmdeki Godard’ın orjinaline benzememesini de yine bu duruma bağlıyor. Film için, kuralları kendisi belirlemiş.

La Chinoise setindeki ilk sahne, izleyicinin Louis Garrel’in Godard olduğunu kabul etmesini sağladı. Bu kadar. Ben daha fazlasını istemiyorum. Bu açıdan Redoubtable, biraz The Artist gibi başlıyor: oyunun kurallarını ben belirliyorum.

Michel Hazanavicius

Gerçekten de filmde Godard’ın sinema yönü, onu çalışırken gördüğümüz sahneler yok denilecek kadar az. Başlangıçta ve sonda Godard’ı sette gördüğümüz yalnızca iki sahne bulunuyor; bu sahnelerin ilkinde ve en önemlisinde onu La Chinoise (1967) filminin setinde görüyoruz. Godard’ın beğenilmeyen ve birçok eleştiri alan bu filminin, onun değişiminin de başlangıcı olduğunu düşünürsek, filmin başlangıç noktası olarak bu sahnenin seçilmesi doğru bir yaklaşım. Bu sahnede, Godard’ın görüntüsünde Anne’nin sesini, Anne’nin görüntüsünde ise Godard’ın sesini dinliyoruz.

Le Redoutable, Godard’ın Anne ile birleşmesini ve tamamlanmasını tasvir eden bu güzel açılış ve ardından gelen bir yemek sahnesiyle akıcı, akılcı ve bir o kadar da komik diyaloglarıyla dikkat çekici bir başlangıç yapıyor. Özgün bir yapım olduğuna dikkat çeken ve izleyici için umut vadeden bu başlangıcın ardından ise, temponun git gide düşerek, filmin başlangıçtaki değerlerini kaybettiğine tanıklık ediliyor ve filme bağlı kalmakta zorluk yaşıyoruz. Bu değişimin ve başarısızlığın ardında senaryonun önemli noktalarının seçimindeki tutarsızlığın yer aldığını düşünüyorum.

Hazanavicius, her ne kadar filmin Godard hakkında olmadığını, Wiazemsky ve Godard arasındaki aşkı anlatan bir aşk filmi olduğunu söylese de, ilk bölümün ardından bunun pek de doğruyu yansıtmadığını görüyorsunuz. İkilinin arasındaki ilişkinin bozulmasının sebebi tamamen Godard’ın değişimiyken, Godard’ı değiştiren şeylerden bağımsız bir hikaye anlatmak da mümkün değil zaten. Yönetmenin bunu inatla başarmaya çalışması ama kısmen başarması, filmi başarısız kılan en açık şey olmuş. Filmin orjinal adı Le Redoutable ile uluslararası ismi olan Godard Mon Amour arasındaki farklılık da aslında bu başarısızlığı ve istenilen ile ortaya çıkan arasındaki çelişkiyi kanıtlar nitelikte diyebilirim.

Üzerinden çok şey anlatılabilecek Mayıs 1968 olayları içerisindeki sahneler bile sanki Godard’la alay edilmek, izleyiciyi eğlendirmek için çekilmiş hissi yaratıyor. Olayların içerisinde dönemin en ünlü yönetmeni var, olaylar onu etkileyip fikirlerini değiştiriyor ve değişen fikirleriyle alışılagelmiş sinemasının dışında filmler çekme düşüncesiyle kavrulurken sevdiği kadından hızla uzaklaşıyor. Film ise, Godard’ı değiştiren olayları yalnızca mizahi bir dille ele alıp, evliliğindeki dağılmayı ciddi bir şekilde işlemeye çalışıyor ve bu işleyişi Godard’a hayranlıkla aşık olan Anne’nin duygusal yönüyle yapmaya çalışıyor. Godard’dan kopamadığı için onu da başaramıyor oluşunun ortaya çıkardığı karmaşayla, tam olarak ne hakkında olduğu belli olmayan, her yönüyle tutarsız bir yapım…

Bir Cevap Yazın