Gabriel Garcia Marquez – Şer Saati

Büyülü Gerçekçilik akımının edebiyattaki öncüsü olarak kabul edilen, bu türün en önemli temsilcisi Gabriel Garcia Marquez, Şer Saati’nde sürekli değişen sistemlerin arkasındaki siyasi yozlaşmayı ve bu yozlaşmanın gölgesindeki halkın yaşamını, isimsiz bir ülkenin isimsiz bir kasabasında yaşanan olaylar üzerinden anlatıyor.

Güney Amerika kıtasındaki insanların yaşamlarını ve düşüncelerini karşılıklı çatışmaları üzerinden anlatan eserleriyle 1982 yılında Nobel Edebiyat Ödülü kazanan Kolombiayalı yazar Gabriel Garcia Marquez, 1962 yılında yayınlanan üçüncü romanı Şer Saati’nde de, hem fantastik hem de gerçekçi bir anlatım içeren usta diliyle dikkat çekiyor. Yazar yer ve zaman belirtmemiş olsa da, Kolombiya İç Savaşı döneminde geçtiği birçok izden anlaşılan romanda, isimsiz bir köyde, sürekli değişen güç dengeleri içerisinde yaşayan insanların belirsizlik dolu yaşantısına tanık oluyoruz.

Köyde, yeni kurulan hükumetin destekçisi olan belediye başkanı, aynı zamanda şerif olarak görev yapıyor. Erkil hükumet gücünü temsil eden bu karakterin, yaşanan olaylar sonrasında aldığı kararlar ve köy halkı ile ilişkisinde, faşizmin derin etkileri görünüyor. Yazar, tarafların sürekli olarak silah gücüyle yer değiştirdiği bir düzen içerisinde, başkanın köydeki faaliyetleri ve yargıç, peder, doktor gibi köyün diğer önde gelen isimleriyle olan ilişkisi üzerinden ustaca bir sistem eleştirisi yapıyor.

Kitap aslında hem ismiyle, hem de açılışıyla anlatmak istediğinin geniş bir bölümünü açık bir şekilde okuyucuya belli ediyor. Cesar Montero isimli bir köylü, bir sabah kapısına asılı olarak bulduğu notla aniden harekete geçiyor ve köyün papazını vurarak öldürüyor. Üstelik buna benzer dedikodu içeren notlar, bir süredir köydeki birçok evin kapısına gizlice asılıyor. Birçok kişi bunların saçmalık olduğunu düşünürken, bu ilk cinayet, barışı sarsan kolektif şiddedin ilk hareketini, yani muhtemel savaşı sürdürecek olan şiddetin tetiklenmesini temsil ediyor. İsimsiz köy ve düzen için bu sonun başlangıcıdır, şer saati artık gelmiştir.

Notlar daha fazla kişinin yaşantısını tehlikeye atmaya başladığında, belediye başkanı sıkıyönetim ilan ederek sokağa çıkma yasağı getirir. Bununla da yetinmeyerek şerif kimliğiyle geceleri sokaklarda nöbet tutması için gruplar görevlendirir. Halkın huzursuzluğu artarken, bu huzursuzluğu siyasi düşmanlarını yıkmak için kullanmaktan da geri kalmaz. Bu sırada yargıç hukuk kavramı ile düzenin zorbalığı arasında kalır. Rahip içinse, notlarda asılanların doğru olma olasılığı, insanların günah çıkarırken yalan söylediği anlamına gelmektedir…

Yargıç, “Dünyada pazartesi diye bir şey olmamalı,” dedi.

Berber, Yargıç’ın saçını kesmeye başladı.

“Kabahat pazarlarda,” dedi. “Pazarlar olmasaydı, pazartesiler de olmazdı.”

Şer Saati, Gabriel Garcia Marquez, s160.

Marquez, romanı ilk olarak Paris’te geçirdiği 1950’li yıllarda Este pueblo de mierda (Bu Bok Kasabası veya Bu Bok Kasabası) ismiyle yazmış. Kitaptaki karakterlerden ve durumlardan birçoğu, daha sonraki romanlarında (Özellikle Yüzyıllık Yalnızlık’ta) ve hikayelerinde de ortaya çıkıyor. Anlatmak İçin Yaşamak isimli otobiyografisinde bu kitaptan bahsederken, kitaptaki isimsiz notlar için kullandığı “bana somutlaştırmakta zorluk çektiğim bir olay örgüsünü kurmamda başlangıç noktası sağladılar yalnızca, çünkü benim yazdıklarım sorunun kökeninin herkesin inandığı gibi ahlâkî değil, politik olduğunu gösteriyordu” ifadesiyle, kitaba ne yönden bakılması gerektiği konusunda da yol gösteriyor.

İspanyolca olarak 1962 yılında yayınlanan kitap, 1979 yılında İngilizceye çevrilmiş. İlk olarak 1983 yılında Tuğrul Tanyol‘un çevirisiyle “Kötü Saatte” ismiyle Can Yayınları tarafından dilimize kazandırılmış. 2009 yılında da yeniden basım için Seçkin Selvi tarafından çevirisi yapılmış.

Bir Cevap Yazın