Karakomik Filmler: 2 Arada (2019)

Cem Yılmaz’ın yine farklı bir çalışma ortaya koyarak oluşturduğu, orta metrajlı dört filmden oluşan Karakomik Filmler projesinin ilk filmi 2 Arada, hikayesi ve başarılı kostümlerle desteklenmiş tek mekanda geçen samimi atmosferiyle oldukça dikkat çekiyor. Buna karşın, nedeni anlaşılamayan tiyatral başrol oyunculukları, filmi izlemesi zor, başarısız denilebilecek bir yapıma çevirmiş.

Hokkabaz (2006) filminin ardından, Cem Yılmaz‘dan aynı samimiyette bir karakteri işleyeceği ve yalnızca güldürmek yerine izleyiciye derinden dokunacağı bir film daha bekleyen geniş bir kitle vardı. Pek Yakında (2014) ile bunu kısmen başarsa da filmdeki gerçek arkadaşlıklarından uyarladığı abartı karakterler bazı izleyicilerde mesafe bırakma isteği uyandırıyordu. Karakomik Filmler projesi açıklandığında, özellikle 2 Arada‘nın hikayesi beklentileri yeniden umutlandırdı. Şehir hatları feribotunda çalışan bir garsonun anlatılacağı fikri oldukça hayatın içinden, basit ve samimiydi. Cem Yılmaz’ın yaptığı açıklamalarda, Karakomik Filmler’de izleyeceklerimizin 2001 yılından beri üzerinde çalıştığı hikayeler olduğunu ve Hokkabaz ayarında işler yapmak istediğini söylemesi de beklentileri oldukça arttırdı.

Orta metrajlık dört farklı hikayenin anlatılacağı Karakomik Filmler’nin 2 Arada ve Kaçamak’ı içeren ilk bölümü, 2019 yılında vizyona girdi. Bir bilet alarak iki farklı film izleme formatı aslında Türk sinemasında eskiden olan bir durumun yeniden canlandırması diyebiliriz. Bir dönem sinemalarda meşhur olan bu formatta, arka arkaya oynayan birkaç filmden ortadakinde ya da iki filmin arasında erotik/pornografik film yayınlanıyormuş. Bu özel kısmından faydalanmasa da, bir biletle iki film izlemek modern izleyici için de farklı bir deneyim oldu. Bu yüzden, insanların ne hissettiğini, filmlere nasıl tepkiler verdiklerini merak ettim ve Karakomik Filmler hakkında yorumları araştırdığımda, iki hikaye/film arasından 2 Arada’nın en çok beğenileni olduğunu gördüm. Netflix’e gelmesinin ardından da izleme imkanı buldum. Burada da ilginç bir detay dikkatimi çekti ki, filmler Netflix’e “koleksiyon” olarak eklenmiş. Aynı diziler gibi, ancak sezon ve bölüm ifadeleri yer alıyor ve bu özelliklerine karşın Netflix’te filmler sekmesi içerisinde bulunuyor. İlk kez karşılaştığım bu içerik türü ile ilgili Netflix’te bir arama yaptım ancak benzer bir içerik bulamadım. Dünyanın en büyük dijital yayın platformunda koleksiyon içerisinde yayınlanan ilk film olabileceğini düşünüyorum ki, böyle bir içerik anlaşması yapıldıysa oldukça yaratıcı bir durum olduğunu belirtmeliyim.

Arabalı şehir hatlarında uzun yıllardır çalışan Ayzek (Cem Yılmaz) isimli karakteri merkez alıyor. Asıl ismi Metin Arıcı olan bu karaktere, 1977-1987 yıllarında yayınlanmış Aşk Gemisi dizisindeki barmen Isaac’in ismi arkadaşları tarafından lakap olarak verilmiş. Ayzek bu lakaptan memnun olsa da, karakterden farklı olan kişisel yeteneklerinden ve görünüşünden memnun olmayan, öz güveni düşük bir kişilik. Bozuk olan dişlerini kendisine takıntı haline getirmiş ve tüm yetersizliklerin, tüm başarısızlıklarının sebebinin bu olduğuna inanıyor. Hayatındaki birinci amacı para biriktirip dişlerini yaptırabilmek ve biz de onu tam bu hayaline ulaşmak üzereyken tanıyoruz.

Çalıştıkları vapuru başka bir şirketin satın almasıyla, Ayzek ve arkadaşları işlerini kaybetme korkusu yaşamaya başlıyor. Şirket tarafından gönderilen müfettiş tarafından yapılan mülakat sırayla devam ederken, dişleri sebebiyle işini kaybedeceğini düşünen Ayzek için mülakattan önce dişlerini yaptırabilmek hayati önem taşımaya başlıyor. Bir süre sonra da girdiği paranoya hali onu saflığından çok uzak, karanlık bir tarafa doğru sürüklüyor…

Cem Yılmaz bu filmde, hikayeyi karakterin yetersizlikleri üzerinden devam ettirerek, onun en derin korkularını ve takıntılarını izleyiciye sonuna kadar göstermeyi tercih etmiş. Özellikle karanlık tarafa geçiş olarak adlandırabileceğimiz bölümlerde, film gerçeklikten sıyrılıp gerçeküstü olarak seyretmeye başladığında, giderek artan ve dozunda zirve yapan bir gerilim yaratmayı başarmış. Tek mekanda geçen filmde, gerçeğe yakın yaratılmış atmosfer ve bu atmosferin oluşmasına büyük katkı sağlayan kostümler de çok başarılıydı. Bu gerçekçi atmosferde gemicilerin, kaptan figürünün ve diğer çalışanların doğal duruşuna karşın, Cem Yılmaz ve Zafer Algöz’ün abartılı oyunculukları filmi bir tiyatro havasına çevirerek başarısız kılmış diyebilirim.

Bunu “kendimiz için film çekiyoruz” düşüncesiyle umursamadan mı yapmışlar, yoksa film ekibinin tamamı bunu fark etmeyecek kadar körelmiş mi bilmiyorum ama böylesine güzel ve denenmemiş bir hikaye, Pek Yakında’da olduğu gibi kendi çevreleri içerisinde tükettikleri bir filme dönüşmüş. Şehir hatları vapuru, büfe, çalışanlar, kaptan, vapur düdüğü, arabalarından hava almak için çıkan insanlar, malzemesi az tost, çay… Tüm bu atmosferde bir filmin başarısız olduğunu düşünmek, gerçekten de “2 Arada” hissettiriyor. (5/10)

Bir Cevap Yazın