Kısa Kısa – 13

15 Temmuz’un benim için bir anlamı yok. O gece sokakta olan hiçbir kitlede kendime ait bir şeyler göremiyorum. Yalnızca ölenler için üzülüyorum; birilerinin çıkar çatışması arasında kalıp öldükleri için ve dahası aynı kişilerce ölümleriyle bile kullanılmaya devam edildikleri için… Çok üzülüyorum. Dün olayların anma törenleri için sokaklara dökülen insanları incelediğimde, bu konuda fikrimin değişmediğini fark ettim. Soru sormak zannedildiği kadar kolay bir şey olmadığı için, yalnızca kabul eden bir kitle gördüm.


1981 yapımı Das Boot filmini bilen var mıdır? Bir Alman U-boot mürettebatı konu alan film, savaş filmi olmasından ziyade, deniz altı içerisindeki atmosferi izleyene yaşatmasıyla gerilim başyapıtı olarak gösterilir. Hele bir de hayatınızda deniz altı deneyimi yaşadıysanız, bir müzede dahi olsa içine girdiyseniz sizin için bambaşka bir psikoloji yaratır.

Alman yazar Lothar-Günther Buchheim’ın 1973’te yayınlanan romanından uyarlanan, 6 dalda Oscara aday gösterilen film, 35 yıl aradan sonra kaldığı yerden 6 bölümlük bir dizi olarak devam edecekmiş. 2.5 saatlik filmin kesilmemiş sahneleri ile beraber 5 saatlik versiyonunu kesintisiz tırnak yiyerek izleyen birisi olarak, merakla bekliyorum.


Polisiye edebiyatının kraliçesi Agatha Christie’nin bazı kitaplarını ara ara okuma fırsatı bulsam da, onun tüm külliyatını okuyamamış olmak içimde bir ukde olarak durur. Özellikle öğrencilik dönemimde, bir yetişkin sorumluluğumun olmadığı o yıllarda sayısız kitap serisi okumuşken, neden Agatha’nın kitaplarını okumaya bir türlü fırsat yaratmadığımı onun adını her okuduğumda düşünüp dururum.

Geçtiğimiz günlerde, yazarın başyapıtlarından birisi olarak gösterilen On Küçük Zenci’yi okuma fırsatı buldum. Onun iki baş karakteri Hercule Poirot ve Miss Marple’dan bağımsız olan bu eserinin sürükleyiciliği beni yıllar sonra bir anda polisiye dünyasının içerisine çekti. Kitabı bitirdiğim anda da verdiğim ani kararla Hercule Poirot kitaplarını okumaya başladım. 45 kitaplık serinin kendim için hazırladığım okuma sırasını geçtiğimiz günlerde paylaşmıştım. Okuduğum kitaplar hakkında görüşlerimi de tek tek paylaşmayı planlıyorum.


Bir kuşağın üzerinde büyük etki bırakan The Karate Kid filmi, aradan geçen 34 senenin ardından dizi olarak devam ediyor, hem de aynı isimlerle… Youtube Red aracılığıyla izleyicilere aktarılan ve birinci sezonu yayınlanan Cobra Kai dizisi, Daniel LaRusso (Ralph Macchio) ve Johnny Lawrence (William Zabka) arasındaki dövüşten tam 34 yıl sonrasını konu alıyor.

Zor bir dönemden geçen Lawrence’ın kendi yetiştiği dövüş okulu Cobra Kai’yi yeniden açma kararıyla, ikilinin arasındaki çekişme yeniden başlıyor. Okuldan yetişen yeni bir kuşağı anlatan dizinin fragmanını şuradan izleyebilirsiniz.


Ben henüz 2012 yılındaki Steve Vai konserini unutamamışken, kısa bir süre önce o büyük ismin hocasını dinleme fırsatını karşımda buldum. Biletler alındı, hazırlıklar yapıldı, 27 Temmuz’a, Joe Satriani ile buluşmaya az bir zaman kaldı. Flying In a Blue Dream albümünü dinleye dinleye, heyecanla gün sayıyorum. Kimdir bu efsane diyenler, Made of Tears ile onu tanıyabilirler.

Bir Cevap Yazın