The Broken Circle Breakdown – Kırık Çember (2012)

Belçikalı yönetmen Felix van Groeningen’in 2014 yılında Oscar’a aday gösterilen filmi The Broken Circle Breakdown, birbirine zıt iki karakterin hızlı başlayan ve istenmeyen bir hamilelikle gelişen duygusal ilişkilerini anlatırken, arka planda değindiği inanç ve bilim çatışmasını da izleyiciye hissettirmeyi başaran, izlemesi keyifli bir yapım.

De helaasheid der dingen ile ilgimi çeken yönetmen Felix van Groeningen‘in izlediğim bir sonraki filmi, hem konusu hem de sırası sebebiyle The Broken Circle Breakdown oldu. 2014 yılında Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Oscar adayı olan ve ülkemizde de aynı yıl Kırık Çember ismiyle gösterilen filmi beğendiğimi peşinen söyleyeyim. Baştan sona tutku ve müzik dolu, gerçekçi bir dram.

Film, birbirinden oldukça farklı karakterdeki Didier (Johan Heldenbergh) ve Elise’nin (Veerle Baetens) ilk görüşte aşk ile başlayan yoğun duygusal ilişkilerini konu alıyor. Didier’in dini değerlerden uzak, romantik ve konuşkan bir kişiliği varken, Elise bunun tam tersi, inançlı, gerçekçi ve suskun bir kişiliğe sahip. Bu iki zıt kutup birbirini hızla çekip çarpıştığında, ortaya çıkan patlama hayatlarına planlanmamış bir çocuk ve evlilik getiriyor.

Çocuklarının lösemi olduğunu öğrenmeleri ile kendilerini zor bir mücadelenin içinde bulan çift, bu mücadelede yorulup gerildikçe yıpranmaya ve birbirlerini yıpratmaya başlıyor. Kızları Maybelle’nin hüzünlü ve yorucu durumun gölgesinde, bir yandan da geri dönüşler ile çiftin bugüne yolculuklarına tanıklık ediyoruz. Bu geri dönüşlerdeki bugüne karşıt olan romantizm ve bol country müzik ise ara ara bugünkü gerilimden ve hüzünden uzaklaştıran güzel bölümlerden oluşuyor.

Çok somut ve gerçekçi bulduğum hikayesi kadar oyunculukları ile de göz dolduran filmde, Felix van Groeningen’in birden fazla filminde yer aldığını fark ettiğim Johan Heldenbergh özellikle övgüyü hak ediyor. Elde bu kadar güzel malzeme varken kurgunun kötü oluşu (bazı geri dönüşlerin yerlerinin değiştirilmesi, ekleme-çıkarma yapılması gibi) ve yetersiz prodüksiyon ise filmi çok üst düzey bir seviyeye çıkmaktan alıkoymuş.

İlişkiler üzerine olan, duygusal ve sarsıcı filmleri seviyorum. Bu filmi de, aslında bu tarzda en beğendiğim filmlerden birisi olan, Derek Cianfrance‘nin Blue Valentine (2010)’ine oldukça benzettim. Zıt karakterler, rüya gibi bir tanışma, isteğin dışında gelişen bir hamilelik ve ilişkinin başka bir evreye geçmesi… Tüm bu benzerliklerle beraber, bu filmde çok daha çarpıcı gerçekler vardı. Yukarıda da değindiğim üzere, daha başarılı bir kurguya sahip olsaydı, çok daha iyi bir film olabilirdi. Puanım: 7/10

One Comment

Bir Cevap Yazın