Kategoriler
Film

Wild – Yaban (2014)

Cheryl Strayed’in anılarını yazdığı Wild: From Lost to Found on the Pacific Chest Trail isimli kitaptan uyarlanan ve iki dalda Oscar adaylığı bulunan Wild, oyunculuklarıyla, görselliğiyle ve düşündürdükleriyle özel bir film. Tüm bunların arkasında Dallas Buyers Club filmiyle dikkatleri üzerine çeken yönetmen Jean-Marc Vallée bulunuyor.

Değerlendirme: 8 / 10.

Yıllarca süren düşüncesiz davranışları, eroin bağımlılığı ve yıkılan evliliğinden sonra, Cheryl Strayed hızlı bir karar vererek Pacific Crest Trail’de uzun bir yolculuğa başlıyor. Amacı PCT’nin Mojave – Washinton kısmını (1,770 km) tamamlamak ve yolculuğunun ardından kendine yeni bir hayat kurmak olan Strayed, hiçbir bilgisi olmadan çıktığı bu yolculukta bir yandan türlü zorluklarla karşılaşırken bir yandan da geçmişiyle yüzleşmeye başlıyor.

Film izlemek isteyenler için ilk bakışta Into the Wild ile aynı görünse de Cheryl’nin yolculuğu Christopher’ın yolculuğundan çok farklı bir temele dayanıyor. Supertramp toplumdan uzaklaşmak, onun deliliğinden olabildiğince uzağa kaçmayı amaçlarken, Strayed yalnızca kendini bulmak, içsel bir yolculuk yaparak güçlenmek için yolculuğa çıkıyor. Christopher’ın yolculuğunda bir geri dönüş planı yok, amacı kalabildiği kadar toplumdan uzakta kalmak. Cheryl’in yolculuğu ise bitiş yeri belli olan bir yolculuk, onun amacı toplumun içerisine kendini yeniden bularak dönebilmek.

Elbette ki Wild’ın zaman zaman esinlendiği, zaman zamansa saygı duruşu niteliğinde selam durduğu birçok sahnesi bulunuyor ama Cheryl ve Christopher’ın yalnızca amaçları değil, karakterlerinin de taban tabana zıt olduğunu söyleyebilirim. Örneğin; Christopher ailesi haricinde toplumu özlemiyor, toplumdan gelen şeylere ilgi ve özlem hissetmiyor. Ancak Cheryl, filmde sıklıkla gördüğümüz üzere yemeklere ve çeşitli birçok şeye özlem duyuyor; güçlü bir karakter değil, güçlenmek isteyen bir karakter.

Son sahnesine kadar filmin anlamlandırılması epey zor olsa da ve bu zaman zaman izleyicinin canını sıkabilecek bir durum olsa da, son sahneyle beraber uzun yolculuğun düğümleri bir anda çözülüyor. Wild, insanın ne kadar büyük hatalar yaparsa yapsın, başkasının kendisini değil, kendisinin kendisini affetmesi gerektiğini vurgulayan bir film. Cheryl, kaybolmuş bir ruhtan kendini bulmuş bir kadına dönüşüyor.

Filmin baş rolünde, 2006 yılında Walk the Line filmiyle en iyi kadın oyuncu ödülünü de kazanan Reese Witherspoon yer alıyor. Oyunculuğu göz doldursa da, görünüm itibariyle çok daha canlı ve doğal güzelliği sahip bir oyuncu seçilebilirdi düşüncesinden film boyunca bir türlü çıkamadım. Botlarını çıkarıp atmasıyla kirlenen ayakları haricinde, kirli halini pek göremediğimiz için, doğanın içerisindeki bu makyajlı güzelliği filmin gerçekçiliğine gölge düşürüyor. Cheryl’nin annesi Bobbi’yi canlandıran Laura Dern ise tam tersine, rolüne tam oturmuş, oldukça doğal bir karakterdi.

Böylesine doğayla iç içe bir filmde müzik olmazsa olmaz diyenler için filmin Cohen’den Free’ye, Portishead’den Wings’e kadar inanılmaz geniş bir müzik seçkisi bulunuyor. Öne çıkan soundtrack parçası ise Simon & Garfunkel‘in 1970 yılında çıkardığı Bridge over Troubled Water albümünde yer alan, benim çok sevdiğim ve sıklıkla dinlediğim bir parça, El Condor Pasa. Filmin ilk sahnesinde, tınısını duyduğum anda parçaya hissettiğim özlem, Cheryl’nin ağzına dolanan sözleriyle filmin ilk yarısı boyunca katlanarak arttı. Sonunda öyle bir an geldi ki, özenle seçilmiş o an, o şarkıyla beraber üç-dört dakikalık inanılmaz bir sahne izleyeceğimi düşündüm. İşte o an, hayal kırıklığına uğrayıp filmden biraz koptuğum bir an oldu, izleyicinin beklediğinden, daha doğrusu izleyiciye vaat edilenden çok çok çok kötü bir flashback sahnesiydi düşüncesindeyim. Umarım yalnızca benim için böyle olmuştur.

Salyangoz olmaktansa serçe olmayı yeğlerdim
Evet isterdim, eğer olabilseydim
Kesinlikle isterdim
Çivi olmaktansa çekiç olmayı yeğlerdim
Evet isterdim, eğer olabilseydim
Kesinlikle isterdim
Sokak olmaktansa orman olmayı yeğlerdim
Eğer olabilseydim
Keşke olabilseydim, kesinlikle isterdim.

Yukarıda bahsettiğim bazı detaylar ve genel olarak filmi aşırı feminist bulmam haricinde Wild, özellikle de son sahnesiyle oldukça beğendiğim bir film oldu. Grateful Dead nezdinde hippilere çaktıkları ve 4 Non Blondes‘un efsane parçası What’s Up üzerinden yapılan espri filmde beğendiğim detaylardı. İnsanı düşündüren, dönüp kendi içine bakmaya zorlayan filmleri seviyorsanız, bu filmi kesinlikle yalnız izlemenizi öneririm.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir