Erich Fromm – İtaatsizlik Üzerine

Erich Fromm'un İtaatsizlik Üzerine kitabının tanıtımı ve yorumlarım.

Önemli eleştirel kuram filozoflarından Erich Fromm, İtaatsizlik Üzerine’de özgürlüğün otoriteye hayır demek olduğunu savunmasının yanında, mevcut otoriter sistemlerin temelini de ciddi bir şekilde eleştiriyor. Kitabın son bölümünde yazar ayrıca, eleştirdiği sistemleri derinlemesine inceleyerek ortaya çıkarttığı hümanist sosyalizmin ateşli bir tanımını yapıyor.

İnsanların neredeyse tamamı, çocukluktan itibaren yaşamının tamamında farklı şeylerle derin bir itaat ilişkisi kuruyor. Çocuklukta aileye itaat kavramı ile başlayan bu süreç, öğretmenlere, patronlara, siyasilere, din adamlarına, hükûmetlere, dinlere ve diğer birçok şeye duyulan itaat ile devam ediyor. Çoğu zaman toplumsal alışılagelmişlik durumuyla ya da biliçsizlikle kurulan bu itaat bağları, bir zaman sonra bireyin özgürlüğünü kısıtlayan birer zincire dönüşüyor. Dahası, birey bu zincirleri kırmak istediğinde, itaatin bir erdem, itaatsizliğin ise ahlaksızlık olduğu düşüncesiyle karşı karşıya kalıyor.

İnsanlar zaman zaman hayatlarının bazı anlarında bu durumun farkına varsalar da, zincirleri kırabilmek gerçekten büyük bir erdem. Zaten bunu başaran, bilinçsiz itaatsizliklerden kurtulabilen insanların büyük çoğunluğu da karşımıza tarihi değiştirenler olarak çıkıyor. Erich Fromm, kitabının ilk bölümünde tarihe yön verenlerin her zaman itaatsizler olduğu yönündeki bu düşünceyi çok daha geçmişe taşıyor ve gerek kutsal kitaplardaki ilk günahın, gerekse diğer mitlerin bir itaatsizlik olduğunu ve tarihin itaatsizlik ile başladığını savunuyor.

İbrani ve Yunan mitlerine göre, insanlık tarihine bir başkaldırı hareketi öncülük etmişti. Cennet Bahçesi’nde yaşayan Âdem ile Havva, doğanın bir parçasıydılar; doğayla uyum içerisindeydiler, henüz sınırını aşmamışlardı. Doğanın içerisinde, ana rahmindeki bir cenin gibiydiler. İnsandılar ama aynı zamanda henüz insan değillerdi. Bütün bunlar bir emre karşı geldiklerinde değişti. Toprak anayla bağlarını kopartarak, göbek bağını keserek insan, insan öncesi uyumdan kurtuldu, bağımsız ve özgür kalabildi. Bu başkaldırı hareketi Âdem ile Havva’yı özgürleştirdi ve onların gözlerini açtı. Birbirlerini yabancı olarak gördüler, dış dünyayı da garip, hatta düşmanca buldular. Bu itaatsizlikleri, doğayla olan bağlarını koparttı ve onları birey haline getirdi. “İlk günah”, insanı, yozlaştırmak şöyle dursun, özgürleştirmişti, tarihin başlangıcıydı. İnsan, kendi gücüne güvenmeyi öğrenmek ve tam anlamıyla bir insan olmak için Cennet Bahçesi’ni terk etmeliydi.

İbranilerin Adem ile Havva miti gibi Yunanlıların Prometeus miti de, tüm insan uygarlığının bir itaatsizlik eylemine dayandığını kabul eder. Tanrılardan ateşi çalan Prometeus’un “suçu” olmasaydı, insanlık tarihi olmayacaktı. O da Âdem ve Havva gibi itaatsizliği nedeniyle cezalandırılır. Fakat o tövbe etmez ve bağışlanmayı dilemez. Aksine, gururla, “Tanrıların itaatkâr hizmetkârı olacağıma şu kayaya zincirlenmeyi yeğlerim,” der.

İtaatsizlik Üzerine, Erich Fromm, s9-s10

Her türlü itaatsizliğin bir erdem olmadığını, insanların yalnızca bilinçli bir itaatsizlikle ilerleyebileceğini söylerken, bu bilinç haline entelektüel birikimle gelinebileceğini belirtiyor. Fromm’a göre bilinçli itaatsizlik, insanlık için bir gelecek ile uygarlığın sonu arasında duran tek şey olabilir.

Kitabın Peygamberler ve Rahipler isimli ikinci bölümünde, Fromm insanları etkileyebilecek güçteki düşüncelerin güzel bir tanımını yapıyor. Düşüncenin bir harekete dönüşmesi için savunucularının düşüncenin gerektirdiği şekilde saf bir yaşam sürmesi gerektiğini anlatırken, peygamberleri övüyor ve onların düşüncelerini insanları yönetmek için kullanan rahipleri yerden yere vuruyor. Bertrand Russell başta olmak üzere birçok ismin düşüncelerine yer verdiği ya da atıf yaptığı bu bölüm kitabın en sevdiğim, tekrar tekrar okunmaya değer bulduğum bölümü oldu.

Üçüncü bölüme kadar ilgiyle okuduğum kitap, Fromm’un kapitalist sistemin ve modern dünyanın eleştirisini yaptığı, “bırakın insan kazansın” isimli üçüncü bölümünden itibaren epey sıkıcı bir hal alıyor. Bilinenin ötesine geçemeyen bu eleştiriler, her gün milyonlarca insanın aklından geçen, “dünya nereye gidiyor” dediğimiz şeyler… Bu bölümle beraber de kitap itaatsizlik üzerine olmaktan çıkıyor diyebilirim; son bölümde de Fromm’un bu eleştirilerle vurduğu kapitalist sisteme alternatifi olan, “hümanist sosyalizm” ile kurulacak yeni bir sistemin ateşli savunuculuğu yer alıyor.

Aslında son iki bölüm, eserin yayınlandığı tarihte değerli sayılabilecek birçok düşünce içeriyor olsa da, günümüz insanı için artık her yerde duyduğu ve alıştığı şeyler. Bu yüzden, kitabın gerçekten itaatsizlik kavramı üzerine kurulu olan iki bölümünü okumanızı, devamı için kararı okurken vermenizi tavsiye ediyorum. Kitaptan sevdiğim bir alıntı için: Fikirler, sadece fikir veya düşünce olarak öğretildiklerinde insanı çok etkilemezler.

One Comment

Bir Cevap Yazın