Bohemian Rhapsody (2018)

X-Men filmleriyle yönetmenliğini bildiğimiz Bryan Singer, Bohemian Rhapsody’de kostümlerle, geniş sahne mekanlarıyla, ses kalitesiyle ve filmin sonundaki 20 dakikalık muazzam Live Aid konser sekansıyla müzik severlere unutulmayacak bir şov sunuyor.

Bohemian Rhapsody, 2018’de Merakla Beklediğim Filmler‘den birisiydi. Provalardan sızan görüntülerle beraber, yılın henüz ilk yarısında Mr. Robot ile gönlümüzde taht kuran Rami Malek’i Freddie Mercury rolünde görebilmek için iyice heyecan duymaya başlamıştık. Kasım ayında vizyona giren filmin eleştirmenler tarafından beğenilmemesi ve onlara karşı olarak sayısız ödüle aday gösterilmesi filmi izlemek isteyenler için akıllarda büyük bir ikilem yarattı. Bohemian Rhapsody güzel bir film mi, izlemeli miyim?

Bir şeyin yalnızca sinemada gösteriliyor oluşu, ona “film” demek için yeterli değildir ki, ülkemizde bunun canlı örneklerini sık sık görüyoruz. Bohemian Rhapsody de beyaz perdede gösteriliyor oluşunun yanında film çizgisinin biraz dışında kalmış. Müzikal ve görsel yönü o kadar ağır basıyor ki, bende filmden ziyade dev bir şovu sinema salonunda izlediğim hissini uyandırdı. Beğenerek izlediğim dev bir müzikal şov.

Senaryo elbette ki her şey değildir ama bir filmin başlangıcı, iskeleti senaryoda belli olur düşüncesindeyim. Bu filmin senaryosu da “bilinmeyenleri anlatalım, ajitasyon yapalım” düşüncesinden, hatta belirli bir ağırlık merkezi belirlemekten uzakta oluşturulmuş. Freddie Mercury’nin bildiğimiz ve filmden beklediğimiz tüm özelliklerine, yaşadıklarına biraz değinmiş, hiçbirinin üzerinde tam durmamış. Senaryo açısından bakıldığında bir ağırlık merkezinin olmaması, bir şeyin üzerine gidilmemesi eleştirmenlerin hoşuna gitmeyen en önemli durum. Ben ise bu yönünü oldukça beğendim.

Kısacası filmi oluştururken “böyle bir filmi izleyecek kitle belli, Fredy’nin her şeyi zaten biliniyor” denmiş ve film bilinmeyenleri anlatıyoruz üzerine değil, bilinen bir hayatı keyifle anlatıyoruz, bildiklerini görselleştirmek istiyorsan gel izle havasında kurulmuş ki hoş olmuş. Bir şeye takılı kalmayan senaryo oldukça hızlı akıyor, kurgu da izleyiciyi koparmayacak kadar başarıyla oluşturulmuş.

Geçtiğimiz günlerde açıklanan en iyi ses kurgusu, ses miksajı ve film kurgusu Oscar adaylıkları, filmin teknik anlamdaki başarısını över nitelikte oldu. En iyi film adaylığını biraz gerçek dışı bulsam da, en iyi erkek oyuncu adaylığını sonuna kadar hak ettiğini ve ödülü de büyük ihtimalle alacağını düşünüyorum. Freddie’nin uzun saçlı halini yalnızca Liar gibi birkaç videodan bildiğim için Rami Malek’i uzun saçlı haliyle pek eşleştiremedim. Saçlarını kestirdiği sahneden sonra ise akıllarda kalan ya da videolardan tanıdığımız Freddie Mercury’den daha iyi Freddie Mercury olabilen bir Rami Malek ortaya çıktı. Filmin ardından epey bir Queen videosu izledim ve Rami Malek’in orjinalinden nasıl daha dikkat çekici olabildiğine epey şaşırdım. Grubun diğer üyelerini canlandıran Ben Hardy, Gwilym Lee ve Joseph Mazzello da bu performansın yanında sönük kalmayacak kadar iyiydiler.

Azılı bir Queen hayranı olduğum söylenemez ama rock tarihinin bir dönemine damga vurmuş efsane grubun her parçasını bilirim. Filmde en sevdiğim detay, yıllardır dinlediğimiz, sevdiğimiz bu şarkıların çıkış hikayelerine birer birer şahit olmamız oldu. I Want To Break Free klibinin çekimleri ve yasaklanması, Brian May‘in We Will Rock You fikri ve hatta Freddie’nin seyirciler ile beraber yaptığı ses oyunları oldukça güzel sahnelerdi.

…Ve filmin sonu. 13 Temmuz 1985 tarihli unutulmaz Live Aid konserinin 20 dakikalık yeniden canlandırması diyebileceğimiz muazzam bir çalışma. Kamera açıları zaman zaman değişse de, 85 kaydı ile eş zamanlı açıldığında filmin sesleri birebir örtüşüyor. Özellikle Brian May’in birebir aynı göründüğü, günümüzün görsel kalitesiyle yeniden yaşatılan bir konser diyebiliriz. Konserin orjinal kaydını biliyorsanız, filmi izlerken inanmakta güçlük çekeceksiniz…

Bir Cevap Yazın