Kısa Kısa – 15

Bu bloğu açtığım tarihte doğan bir çocuk, şu anda elindeki akıllı telefonundan bu bloğu okuyabilecek yaşa geldi. Bu evren için normal bir süreç olsa da benim için düşüncesi bile bilim kurgu filmi havasında… Evet efendim, vakti zamanında ergenliğimi kustuğum bu blog şimdi 10 Yaşında! Hâlâ aklını başına alamamış bir adama ait ama olsun, popüler kültürün ve kalitesiz müziklerin kurbanı olmadan yaşamını sürdürebiliyor.


38. İstanbul Film Festivali‘ne geri sayım devam ederken, festivale dair yeni bilgiler de akmaya devam ediyor. Geçtiğimiz hafta, festivalin Stanley Kubrick‘e özel bölümünü duyurmuştum. Birkaç gün önce ise, festival için bu yıl restore edilerek yeniden gösterilecek film belli oldu.

Bu yıl festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alacak olan Şerif Gören’in 1987 yapımı filmi On Kadın, Zurich Sigorta işbirliğiyle Atlas Post Production tarafından restore ediliyor. Başrolünde Türkay Şoray‘ın yer aldığı film, İKSV tarafından 5-16 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilecek olan 38. İstanbul Film Festivali’nin “Dünden Bugüne Türk Klasikleri” bölümü kapsamında, yenilenmiş kopyasıyla yeniden beyazperdede izleyiciyle buluşacak.



2013 yılında Sherlock Holmes’ün telif haklarının kalkması ve kamu malı olmasıyla beraber karakteri birçok farklı yazarın ağzından okumaya da başlamıştık. Aynı evrende geçen hikayeler ya da Holmes’ün başka evrenlerde farklı kahramanlar ile olan mücadeleleri sıklıkla gördüğümüz kitaplardı. NBA tarihinin en iyi oyuncularından birisi olan Kareem Abdul-Jabbar’da alıştığımızın dışında bir açıdan bu olaya katılmaya karar vermiş.

Yazar Sir Arthur Conan Doyle tarafından Sherlock Holmes’den akıllı tek kişi olarak gösterilen kardeşi Mycroft Holmes, Sherlock dizisine kadar çok fazla dikkat çekmeyen, yalnızca yazarın kitaplarını okuyanların bildiği bir karakterdi. Kareem Abdul-Jabbar, dizinin ardından herkesin tanıdığı, İngiliz Gizli Servisi’nin başında bulunacak kadar önemli olan bu karakterin gençliğine odaklanmış ve maceralarını Anna Waterhouse ile beraber yazmış.

Ülkemizde Pegasus Yayınları‘ndan çıkan bu kitapta, Diyojen Kulübü’nün kurucusu, Büyük Britanya’nın ardındaki gizli güç Mycroft Holmes’un adım adım bir efsaneye dönüşmesine şahit olacağız…


Bu hafta üç film izlemeye fırsat bulabildim. İlk olarak, filmekimi’nde izlediğim Gaspar Noe‘nun son filmi Climax‘ı yeniden izledim. Gaspar Noe ve Lars von Trier beni izlerken tam anlamıyla rahatsız eden ancak izlemekten vazgeçemediğim iki önemli yönetmen. Bu filmi izlerken de sanki beynim çamaşır makinesinin içerisinde dönüyormuşcasına rahatsız oldum, hem de iki kez. Kafamın içerisi şok edici görsellerle dolduğu gibi, içgüdülerim de tam anlamıyla birbirine girdi. Film, 90’lı yıllarda alkol ve LSD ie beraber parti yapan Fransız bir dans grubunun gerçek hikayesine dayanıyor… Puanım 8/10

İkinci film, 2015 yılında ölen, heavy metal müziğin babası, Motörhead grubunun kurucusu Lemmy Kilmister‘ı anlatan, biraz belgesel biraz biyografi tadındaki 2010 yapımı Lemmy filmiydi. Filmin yönetmen koltuğunda yine bu tarz belgesel, müzikal filmlere imza atan Greg Olliver ve Wes Orshoski ikilisi bulunuyor. Tamamen Lemmy’nin kendisiyle çekilmesi ve içerisinde hem ona hem de müziğe dair çok kaliteli röportajlar olması sebebiyle oldukça beğendiğim diyebilirim. Metal müzik seviyorsanız, en sevdiği grup “Beatles” olan Lemmy’nin bu güzel belgeselini izleyebilirsiniz. Puanım 8/10

Bir de yapımcılığını Peter Jackson‘un üstlendiği, hakkında oldukça tartışılan Mortal Engines filmini izledim. Yönetmen koltuğunda LOTR ve Hobbit serilerinin sanat departmanında bulunan Christian Rivers‘in oturduğu beğenmediğim filmi, neden ve nasıl beğenmediğimi uzunca anlattım.


Peter Jackson’dan bahsetmişken, bunu atlamak olmaz. J. R. R. Tolkien‘in hayatını konu alan Tolkien isimli biyografik filmin çekimleri büyük bir gizlilikle sürüyordu. Tamamlanan film hakkında ilk kesin bilgiler nihayet geldi. Filmin başrolü X-Men filmlerinden tanıdığımız Nicholas Hoult olurken, 10 Mayıs 2019 tarihinde gösterime gireceği duyuruldu. Filmden ilk kareler de Hoult’un Instagram hesabı üzerinden paylaşıldı…


Takipçisi olduğum bilim.org sitesinde yayınlanan bir içerikle haberdar olduğum #kaynakgöster hareketi, gelişmesini ve yayılmasını umduğum güzel bir çalışma olmuş. Neden kaynak gösteriyoruz? sorusuna verilen cevapları çok güzel bir şekilde derlemişler. Yıllardır içeriklerini yalnızca kaynak gösterilmesi şartıyla kullanıma açan birisi olarak, arkasında kimler varsa kısa sürede bir site oluşturmalarını ve paylaşabileceğimiz, blog sayfalarımıza koyabileceğimiz daha fazla görsele imza atmalarını diliyorum.

Bir Cevap Yazın